Ultimate Blogging Championship

Blog

  • Uzunyayla

    Uzunyayla Kafkas kökenli 66 köyün yaşadığı bir platonun,bir coğrafi bölgenin adıdır. Kışları soğuk,yazları kurak ve toprakları verimsiz bir bölgedir. 50 yıl öncesine kadar bölge sakinleri kendi kendilerine yetecek kadar bir yaşam sürmektelerdi.Uzunyayla'da geçim kaynağı genel olarak atçılık ve hayvancılığa dayalı idi.


    Uzunyayla haritası. Büyütmek için üzerine tıklayınız.

    Resmi büyült

    Uzunyayla haritası. Büyütmek için üzerine tıklayınız.

    Uzunyayla Kayseri'nin

    Pınarbaşı ilçesinden başlayarak


     

     

    Sivas'ın

    Kangal ve


    Şarkışla ilçelerine bağlı köyleri kapsayan alan, Uzunyayla bölgesi olarak adlandırılmaktadır. Bu alan adından anlaşılacağı gibi uzunlamasına bir yayla görünümüne sahiptir. Uzunyayla bölgesinde gelişmiş düzeyde tarım ve hayvancılık yapılmaktadır. Bölgenin coğrafi yapısı gereği yetiştirilen hayvan cinsleri sınırlıdır.Yetiştirilen hayvan cinsleri sığır ve koyun çeşitleridir,ayrıca kümes hayvanları buna eklenebilir.

    Şerefiye köyü yakınlarından doğan Zamantı ırmağı bölgenin önemli ırmaklarından sayılmaktadır. Yine bölgede doğan bir çok küçük ırmak birleşerek Seyhan nehrini oluşturur. Bu su kaynakları bölgede sulama amaçlı kullanılmaktadır.Bölgede tarım ve hayvancılık uğraşı yanında halı ve kilim dokumacılığı gibi uğraşlarda bulunmasına karşın, bu uğraş günümüzde önemini yavaş yavaş kaybetmektedir.Uzunyayla bölgesinde maden kaynakları bulunmaktadır. Uzunpınar köyünde demir, Pınarbaşı ilçesi merkezi yakınlarında krom, Oruçoğlu köyü yakınlarında kurşun ve çinko maden kaynakları bunların önemlilerindendir.

    Bölgede karasal bir iklim hakimdir.kışın yoğun biçimde yağan kar uzun süre kalkmamaktadır. Kış ayları soğuk geçtiği gibi bu aylarda, köyler arasındaki ulaşım yolları kapanır,hatta ilçeye ulaşımın uzun süre sağlanamadığı zamanlarda olmaktadır.Uzunyayla bölgesinde kışlar soğuk ve yağışlı (çoğunlukla karlı) yazları ise kurak ve sıcaktır.Yılın her mevsiminde gece ve gündüz arasındaki ısı farkı yüksektir.

    Uzunyayla bölgesinde kayda değer bir bitki örtüsüne rastlanmaz, köy içlerinde ve ev önlerinde bir kaç ağaç (söğüt ve kavak) görülmesine karşın ormanlık alan hiç yok gibidir. Soğuk iklim yapısı nedeniyle ağaç yetişmediği, yetişse bile , büyümesinin uzun süre alması nedeniyle bölge insanlarınca ilgi gösterilmediği söylenebilir.

    Çerkes köyleri

    Uzunyayla Kafkas kökenli 66 köyün yaşadığı bir platonun, bir coğrafi bölgenin adıdır. Uzunyayla olarak adlandırılan bölgede 66 Çerkes köyü bulunmaktadır. Uzunyayla bölgesindeki bu Çerkes köyleri 1864 yılındaki büyük sürgün sonrasında buraya gelip yerleşenler tarafından kurulmuştur.

    Kışları soğuk, yazları kurak ve toprakları verimsiz bir bölgedir. 50 yıl öncesine kadar bölge sakinleri kendi kendilerine yetecek kadar bir yaşam sürmektelerdi.Uzunyayla'da geçim kaynağı genel olarak atçılık ve hayvancılığa dayalı idi. En iyi koşu atları bu bölgede yetiştirilirdi. Türk Ordusunda atın binek ve koşum hayvanı olarak kullanıldığı yıllarda,at ihtiyacının önemli bir bölümünü Uzunyayla karşılamıştır.Böylece atçılık bölgeye önemli bir ekonomik katkı sağlamıştır. Esasen Uzunyayla iklim ve toprak yapısı itibariyle hayvancılığa elverişlidir. Ancak 1950-1954 yıllarında Marchal yardımı ile kredili traktör satışları başlayınca pek çok aile bu traktörlerden temin ederek tabir yerinde ise yeri göğü sürdüler ve mera bırakmadılar. Fakat bunun karşılığında verimde alamadılar.

    Bugün geriye dönüp o verimsiz toprakları tekrar mera haline getirmek uzun yılları ve yoğun çalışmayı gerekmektedir. Şimdilerde bölge insanlarının aldıkları bu tecrübelerden dolayı hayvancılığa dönüş başlamıştır. Uzunyayla şenlikleri kapsamında yapılan tarım ve hayvancılıkla ilgili panellerde bu işler uğraşanların daha da bilinçlenmesini sağlamıştır.

    1946 yıllarından bu yana Uzunyayla'ya ekonomik anlamda hiç bir yatırım yapılmamıştır. Bu zor yaşam şartları bölge nüfusunun önemli oranda azalmasına neden olmuştur.1950 yılında Pınarbaşı'na bağlı 55 köyün nüfusu 43.800, 1990 yılında 19.600 iken, 1997 sayımlarına göre nüfus 16.000'e düşmüştür. Özellikle İstanbul ve Kayseri'ye yoğun bir göç gerçekleşmiştir. Bu durum bölgeyi olumsuz etkilemektedir.

    Köylerin boşalmasının ikinci önemli nedeni eğitim sorunudur. Geçmiş yıllarda Uzunyayla'lı ailelerin pek çoğu mutlaka çocuklarından birini okutmuşlardır. Onlarda küçük kardeşlerine ve ailelerine sahip çıkmışlardır. Bu nedenledir ki Uzunyayla'da okumuş oranı Türkiye'deki genel seviyenin çok üzerindedir. Ancak bugün 55 köyden 50'sinin öğrenci yetersizliği nedeniyle okulları kapalıdır. Bu köydeki çocuklar taşıma usulü ile bu 5 köye taşınarak eğitimlerinin devamı sağlanmaya çalışılmaktadır. Fakat iklim ve yol şartları nedeniyle çocuklar çoğu günlerde okullarına gidememekte,gidebilenler ise okulların fiziki yetersizliği ve öğretmen yokluğu nedeniyle yeterli kalitede eğitim alamamaktadırlar. Hele temel eğitim 8 yıla çıktıktan sonra bu sorun daha ciddi ve vahim bir hal almıştır. Bu konunun tek çözüm yolu ise bölgede kaliteli ve sürekli eğitim verebilecek Bölge Yatılı Okulları açmaktır. Bu konuda Kayseri Kafkas Derneği şubesi Maliye ve Milli Eğitim Bakanlıklarıyla çeşitli görüşmeler yapmıştır, dileğimiz bu görüşmelerin bizim açımızdan olumlu sonuçlanmasıdır..

    Toplumuzda kültürel asimilasyon çok hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir. Kırsal kesimden kente hızlı göç, gençlerin dillerini öğrenememeleri ve dolayısıyla kültürlerinin kaybolmasına neden olmaktadır..

    Nitekim, Uzunyayla'da doğan ve çocukluğunu köyde geçiren 40 yaşın üzerindeki herkes dilini bilmektedir. 20-40 yaş arasındakilerden de dillerini bilen %50 kadardır.Ancak 20 yaşın altındaki gençlerin sadece %20'si dillerini konuşabilmektedir. Buna rağmen Ata vatan dahil bütün Dünya'da dilini en doğru konuşabilen ve törelerini (Xabze) uygulayabilenlerin Uzunyayla'lılar olduğu düşüncesi hakimdir..

    Bu görüş yalnız bizim değil 1995 yılında Profesör Duman HASAN başkanlığında Nalçik'tan gelen 13 kişilik araştırma heyeti ile Profesör Zafes AYTEMİRKAN başkanlığında Maykop'tan gelen 4 kişilik araştırma heyetinin de müşterek kanaatidir. Bize düşen en önemli görevlerden biride bu değerleri korumak için çalışmak, çok çalışmaktır. Kendi egosu içinde boğularak çevresindeki ve Dünya'daki gelişmeleri takip edemeyenler,başkalarını yıpratarak kendilerinin yüceldiğini zannedenler için yukarıda yazılanlar bir anlam ifade etmeyebilir.Ancak geçmişine saygı duyanların gelecekleri için endişeli olmaları doğaldır…

    Kültürümüzü korumanın iki yolu var. Ya Anavatana göç yada yaşadığımız yerde kültürümüzü en iyi şekilde korumak.Herkesin göçmesi mümkün olmadığına göre kültürümüze daha fazla sarılmazsak yok olma ihtimaliyle karşılaşmak içten bile değildir. Bunlarla ilgili olarak bilim adamlarımıza, yazarlarımıza, düşünürlerimize taban olacak araştırma, inceleme ve derlemelerinde gerekli özveriyi göstermeliyiz. Kültürümüzün bize yüklediği evrensel düşünce davranışı, beceri ve sezi gücünün kaynağını korumada yardımcı olmalıyız.

    ÇERKESLER'İN UZUNYAYLA'DA İSKANLARI

    Kafkasya'dan gelen Çerkesler için ilk düşünülen iskan alanlarından biriside Uzunyayla arazisi olmuştur. Sivas ile Kayseri arasında yer alan ve o zamanlar Sivas Sancağı'na bağlı bulunan bu geniş arazi, 19.yy'ın ortalarında büyük öçlüde ormanlık ve boş (yani köy ve kasabalar yok) idi. Önceleri Dulgadir Beyleri'nin yaylağı olan Uzunyayla daha sonra Mekke ve Medine vakıfları arasına alındı. Kafkasya'dan göçler başlayıp da Çerkesler'in burada yerleştirilmeleri düşünülünce önce bu arazinin onlara kiralanması tasarlanmış, ancak daha sonra bunun uygun bir yol olmayacağına karar verilerek, burası Vakıflar'dan alınarak (ilişkisi kesilerek) göçmenlere parasız dağıtılmıştır.

    Bu arada Çerkesler'den önemli bir kısmı da buraya sevk edilmişti zaten. Hatta burasının statüsü daha tam belirlenmeden önce (1859'da) yerleştirme işi başlamış görünüyor. Ancak bir zamandır bu araziyi Türkmen -Afşar Aşireti de yaylak olarak kullanmaktaydı. Aşiret yazı orada geçiriyor, kışı ise Çukurova'da geçiriyordu. Hayvan sürüleri ile göçebe olarak yaşayan Afşarlar kışlak ve yaylakları arasında gidip, gelirken Göksu Vadisi'ni kullanıyorlardı. İşte bunlar Uzunyayla'da Çerkesler'in yerleştirilmesini kabul etmek istemedikleri için bunu önlemeye çalışmışlar ve iki taraf arasında çatışma ve çarpışmalar patlak vermiştir. Bu tarihlerde hükümet göçebelere karşı göçmenleri daha fazla koruyor gibiydi. Çünkü Afşarları kontrol altına almak için Çerkesler'den yararlanmaya çalışmaktaydı. Zaten Osmanlı Devleti bu zamanlarda bütün göçebeleri toprağa bağlamaya çalışıyordu. Ayrıca Afşarların Uzunyayla ile Çukurova arasında gidiş gelişleri sırasında çiftçi halkın tarla, bağ ve bahçelerine zarar vermeleri yüzünden bu halk da hükümete Afşarlar'dan olan şikayetlerini iletmişlerdir. Bu da hükümeti Afşarlar'ın aleyhine daha çok döndürmüştür, herhalde.

    Ancak 1863'de Afşarlar'ın hükümetin otoritesi altına alınmaları ve bilhassa 1865'de zorla toprağa bağlamaları ile Uzunyayla'ya daha geniş ölçüde Çerkes göçmenlerinin yerleştirilmesi kolaylaşmıştır. Büyük göçe kadar gelenlerin iskan masraflarını ve gerekli işleri civar kazalar karşılıyorlar, kazaların mal sandıkları veya halkın ayni yardımları ile ihtiyaçları gideriliyordu. İskelelerden Uzunyayla'ya kadar olan yolda da göçmenleri geçtikleri yerlerdeki halk arabaları ile taşıyor, evlerini inşa etmek, ürün alıncaya kadar yövmiyelerini vermek, tohumluk, saban ve öküz gibi ihtiyaçlarını karşılamak için de Sivas Vilayeti'ne bağlı ve Uzunyayla civarındaki kazalar yardım ediyorlardı.

     
    Alaca Kazası 4 aileyi, Tenos Kazası 15 aileyi, Kangal ve Aşuri kazaları 5 aileyi, Turhal Kazası ise 120 aileyi (600 kişi) bu şekilde her türlü masrafları karşılayarak bir defada yerleştirmişlerdir. (Takvim-i Vakayi, -Hicri- 14 Cumade'l Evvel 1277 ve Muhacirin Defteri 758/38-1de 15 Zilka'de 1281)

    Bu şekilde daha 1862 başında Uzunyayla'daki Çerkes nüfusu 10.000'e ulaşmış ve Muhacirin Komisyonu Başkanı Hafız Paşa dahi buradaki iskan işi için yöreye gelmişti. Göçmenlerin yerleştirilmiş o bölgenin bir kaza ad edilmesine ve Mesudiye denilmesine dahi karar verilmiştir. Ancak daha sonra kazanın ismi Aziziye olarak değiştirilmiş ve Mesudiye de bir nahiye merkezi olmuş görünmektedir.

    1864'deki göç sırasında da buraya Çerkesler'den bir çok nüfus gönderilmiş olmalıdır. Ancak bunlara dair özel bir bilgi belgelerde mevcut olmadığı için kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Ancak özellikle burada akrabaları ve yakınları bulunanların daha sonraki yıllarda da gönderilmiş olduğu görülmektedir.(Ayniyat Defteri -Başbakanlık Arşivi Bab-ı A'li Evrak Odası, 1141de No:63, 124 ve 1143 de No: 141, vs.) Ancak 1874'de burasının dolduğu …arazi-i haliye kalmadığı… için yeni göçmen gönderilmemesi istenmiştir. (Ayniyat Defteri 1143 de No:57 ve 17 B 1291)

    Çerkesler'i Uzunyayla'nın giriş ve çıkışlarını kontrol edebilecekleri ve Afşarlar'ı buraya girmekten men edecek geçitleri koruma görevini yerine getirebilecekleri yerlerde yerleştirildiği belirtiliyor. Afşarlar ile Çerkesler arasındaki çatışmalara dair; …tabiatlarında olan eser-i vahşiyet baki olduğuna ve muhacirin-i merkume dahi ahlakça bunlardan gerü kalmadıklarına mebni aralarında zuhur eden mübayenet ve husumet… nedeniyle bir kaç Çerkes, Afşarlar tarafından öldürülünce iki taraf da silaha sarılmıştı (Muhacirin Defteri 758/38-1 de 18 Muharrem 1278/18 Temmuz 1861). Bunun üzerine Sivas Valisi olay yerine bizzat gelerek iki tarafı barıştırmış ve Afşarlar'ın öldürdükleri Çerkesler için diyet olarak bir miktar para vermeleri ile olayları yatıştırmıştı (C. Havadis, 9 Ca 1279). Ancak ertesi yıl aralarında yine çatışma olmuş (Tercüman-ı Ahval, 16 Cumade'l -evvel- 1280 ve Muhacirin Defteri 758/38-1 de 19 Safer 1280) hem Çerkesler'e ve hem de yerli halka karşı tehdit oluşturdukları için Afşarlar'ın asker kuvvetleriyle itaate alınmalarına, devlete olan birikmiş vergi borçlarını ödemeye zorlanmalarına karar verilmişti. Ayrıca bir kısmının Harput ve Kastamonu gibi uzak yerlere dağıtılmalarına ve elebaşlarının bazılarının da kur'a neferi olarak askere alınması, bazılarının da Ergani Madeni'de sevk edilmesine de karar verilerek, bu kararlar uygulanmış ve Afşarlar asker sevk edilerek kuvvetle bastırılmışlardı (Haber Tercüman-ı Ahval, 5 Cumade'l -ahire- 1280). Bundan sonra onlarla Çerkesler arasında başka bir olay olduğuna dair herhangi bir habere rastlamadık. Ancak yukarıdaki olayların hatıraları ve izleri halen bu iki tarafta da yaşamaktadır.

    Kaynak: Bedri Habiçoğlu, Kafkasya'dan Anadolu'ya Göçler

  • Bolu

     

                

    Tel Kodu: 374 – Araba Plaka Kodu: 14

    Bolu 5 Gün Tahmin Hava Durumu

    Bolu hava durumu

    Genel Bilgiler

    Coğrafya :

    Bolu ili Yurdumuzun Batı Karadeniz Bölgesinde, 30º 32’ ve 32º 36’ doğu boylamları, 40º 06’ ve 41º 01’ kuzey enlemleri arasında yer almaktadır. 8458 km² alanı olan İlimizin batısında; Sakarya ve Düzce, güneybatısında; Bilecik ve Eskişehir, güneyinde; Ankara, doğusunda; Çankırı ve Karabük, kuzeyinde; Zonguldak illeri vardır. 
    İlin merkez ilçe haricinde 8 İlçesi, 4 beldesi ve 511 köyü vardır. ;

    Coğrafi Konumu

    Bolu’nun doğusunda Çankırı, kuzeydoğusunda Karabük, kuzeyinde Zonguldak ve Karadeniz, batısında Düzce, güneyinde Ankara bulunmaktadır


    Dağlar:İl topraklarının % 56’ sını kaplamaktadır. İlin güneybatı – kuzeydoğu istikametinde Bolu Dağları; en yüksek yeri 1980 m. ile Çele Doruğu, ve Abant Dağları (1748 m.), Gerede'nin kuzeyinde Arkot (1877 m.) ve Göl Dağları (1112 m.)dır. En güneyde ilk iki sıradan daha yüksek olan ve genel olarak Köroğlu Dağları (en yüksek yeri 2499 m.) adı verilen volkanik dağlar uzanır. Bolu'nun güneyindeki uzantısı Seben Dağları 1854 m. Mudurnu civarında Ardıç Dağları 1443 m. Güneydeki Çal Tepesi ise 1640 m. yüksekliğindedir.
    Ovalar: İl Yüzölçümünün % 8’ini kaplayan ovalar genel olarak batı – doğu istikametinde uzanırlar. 725 m. yükseltideki Bolu Ovası ve 1300 m. yükseltideki Gerede Ovaları en genişleridir. Diğer ovalar ise Yeniçağa Ovası, Mudurnu Ovası ve Göynük ilçesinin güneyinde Himmetoğlu Ovasıdır.
    Akarsular: Bolu’da en önemli akarsular Büyüksu, Mengen Çayı, Aladağ Çayı, Mudurnu Çayı , Göynük Suyu, Çatak Suyu ve Gerede Çayıdır.
    Göller : Yörede morfolojik yapının karmaşıklığı, akarsu sayısının çokluğu, yükselti farklılıkları ve eğimin fazlalığı gibi faktörler çok sayıda gölün oluşmasına neden olmuştur. Havzaların ve çanakların yüzölçümlerinin küçüklüğü göllerin de küçük alanlı olması sonucunu doğurmuştur. Abant Gölü, Yeniçağa, Çubuk, Sünnet, Yedigöller, Karagöl, Sülüklügöl, Karamurat en önemli göllerdir.
    İklim : Bolu genellikle Batı Karadeniz ve Karadeniz iklim tiplerinin içinde yer almaktadır. Bunun yanında güneybatı bölümlerinde Marmara ve İç Anadolu iklim tipleri de görülmektedir. Son 52 yıllık verilere göre ortalama günlük güneşlenme süresi 5 saat 49 dakika, yıllık yağış 536 mm. yıllık ortalama yağışlı gün sayısı ise 137 gündür.
    Bitki Örtüsü :Bolu'da hakim bitki örtüsü ormanlardır. İl topraklarının %55'i ormanlarla kaplıdır. Karadere, Seben ve Aladağ Ormanları yurdumuzun en zengin ormanlarıdır. Hakim ağaç türleri kayın, gürgen, ıhlamur, dişbudak, meşe, kızılağaç, karaağaç, kavak, köknar ve sarıçamdır.
    Ulaşım
    Ankara–İstanbul karayolu üzerinde bulunan Bolu’ya sadece kara yolu ile ulaşım sağlanabilmektedir.
    Tarihçe :M.Ö. 1200’lü yıllarda bütün Hitit toprakları gibi Bolu da Friglerin elindeydi. M.Ö. 6. asırda Persler bölgeye hakim oldular. M.Ö. 336’da Büyük İskender Persleri yenerek Anadolu’nun bir çok yeri gibi Bolu’yu da ele geçirdi. Büyük İskender’in ölümü üzerine Makedonya yıkılınca Bolu bölgesinde Bitinya Krallığı kuruldu. Yazılı belgeler, o dönemlerden kalan arkeolojik eserler ve tarih kaynaklarına göre, Trak göçleri sonunda Sakarya ve Filyos Nehrinin yayı içine yerleşen halk "Bithyn" ismi ile anılıyordu. Bu yüzden Bolu'nun da içinde bulunduğu Kuzeybatı Anadolu'ya "Bithynia" denilmiştir. Bithynler tarafından Salonia Campus denilen Bolu Ovası ve çevresinin adı Romalılar tarafından “Claudio Polis” olarak değiştirilmiştir. Bolu isminin de “Polis”ten geldiği sanılmaktadır. Üç tepe üzerinde kurulmuş olan şehir içte ve dışta surlara sahipti. Şehrin kuzeyinde Halı Hisarı bölgesinde bu surların kalıntıları görülebilmektedir. 1071 Malazgirt zaferinden sonra batıya yayılan Türkmenler 3 yıl sonra Bolu’ya yerleştiler. Selçuklu Devleti’nin komutanları Artuk, Tutuk, Danişmend, Karateki ve Saltuk Beyler Süleyman Şah’ın emrinde İstanbul sınırına dayandılar. Bu akınlar sırasında Bolu, Horasanlı Aslahaddin tarafından fethedilmiştir.
    Bolu Yöresine Osmanlı akını ilk kez Osman Gazi tarafından başlatılmıştır. Bolu yöresinin tümüyle fethedilmesi ise Orhan Gazi döneminin ilk yıllarına (1324 – 1326) rastlar. Bir başka rivayete göre Osmanlılar zamanında bölgede, bol olarak Uluğ – Alim olması nedeniyle önceleri “Bol Uluğ”, zamanla yöre “BOLU” olarak isimlendirilmiştir. Yıldırım Beyazid'in ölümü ile başlayan şehzadeler savaşına Bolu, birçok kez sahne oldu. Bolu, Ankara Savaşı sonrası Timur’un talan ettiği bölgelerin dışında kaldığı gibi, bu tehlike bitinceye kadar, Osmanlı Devleti’nin 2. kurucusu sayılan Çelebi Mehmet’i de Kızık Yaylasında barındıran belde olmuştur. Çelebi Mehmet’in Osmanlı Devleti’nin birliğini sağlamasından sonra ise Bolu, düzenli bir yönetime kavuştu.
    1324 – 1692 yılları arasında Bolu, 36 kazası olan bir sancak beyliği idi. XVI. Yüzyılda Bolu, ikinci derece Şehzade sancaklarından biri oldu. 2. Bayezit döneminde Şehzade Süleyman (Kanuni) buraya atandı. 1683-1792 yılları arasında Bolu, Voyvodalıkla yönetildi. II. Mahmut zamanında ise Mutasarrıflığa dönüştürüldü. (1811) Tanzimat sonrası Bolu; Kastamonu eyaletine bağlandı (1864). 1909 yılında ise tekrar Mutasarrıflığa dönüştürüldü.
    Mondros Mütarekesi’nin yürürlüğe girmesi ve İzmir’in işgal edilmesinin ardından Bolu yöresinde ilk Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Gerede’de örgütlendi. Bolu 1. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında düşman işgaline uğramadı fakat maddi zarar gördü. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yapılan milli mücadele dönemlerinin sonunda Bolu, 10 Ekim 1923'de Mutasarrıflık devrini tamamladı ve vilayet haline getirildi.
     
    Yöre Mutfağı
    Bolu aşçıları ile ünlüdür. Mengen’den yetişen aşçıların tarihi, padişah mutfağına kadar dayanmaktadır. Atatürk’ün aşçısı da Mengenliydi. Mengenli ustalar günümüzde bizim memleketimizde olduğu kadar diğer ülkelerde de tanınmaktadır. Her yıl yapılan Mengen Aşçılar Festivali kültür ve turizme katkısı açısından büyük önem taşımaktadır.
    Yörede genellikle mutfak, yemek ve oturmak amacıyla kullanılmaktadır. Evlerin yapımında mutfağın geniş olmasına ayrıca özen gösterilmektedir. Köylerde hemen hemen her evin bahçesinde toprak veya tuğladan yapılmış fırın bulunmaktadır. Odun ateşinde fırında pişen hamurun veya yemeğin lezzeti oldukça farklıdır. Yörede düğünler “ekmek atımı” denilen gözleme dağıtımıyla başlamaktadır. Okuyucu düğün için gezerken her eve gözleme bırakır. Bu gelenek kız istemeye giderken de uygulanmaktadır. Ancak, zamanla bu kaybolmaya yüz tutmuş geleneklerimiz arasına girmişti. Düğün yemekleri komşuların bir araya gelmesi suretiyle yapılır. Yayla çorbası, yaprak dolması, et yemeği, hoşaf, börek, baklava düğün yemekleri arasında yer alır. Ayrıca, kedi batmazı, paşa pilavı, cevizli çörek, yoğurtlu bakla çorbası, kabaklı gözleme, katık keş yöreye özgün yiyeceklerdir. Mudurnu’nun saray helvası yurt çapında ün yapmış bir kuru tatlı çeşididir.
     
    Yapmadan Dönme
    Abant Gölü, Gölcük, Yedigöller, Sünnet Gölü, Sülük Gölü, Aladağ Göleti, Esentepe, Akkayalar ve Bolu Yaylalarını GEZMEDEN ;
    Göynük ve Mudurnu İlçelerindeki Türk Evlerini ile Seben Kaya Evleri’ni GÖRMEDEN
    Kartalkaya’da kayak, Abant’ta yamaç paraşütü, Aladağ-Beşpınarlar’da doğa sporları, Yedigöller’de kamp YAPMADAN;
    Bolu Yemeklerini TATMADAN ; Bolu’dan fındık şekeri, Bolu çikolatası, çam balı, kaymak, Bolu tereyağı, çam kolonyası, Bolu patatesi ve saray helvasını
    Almadan Dönmeyin…

    İlçeler:
    BOLU MERKEZ, DÖRTDİVAN , GEREDE, MENGEN

  • Yozgat

     

                

     

    Tel Kodu: 354 – Araba Plaka Kodu: 66

    Tel Kodu: 212 ve 216 – Araba Plaka Kodu: 34

    Yozgat 5 Gün Tahmin Hava Durumu

    Yozgat hava durumu

    Yozgat, İç Anadolu ve Karadeniz Bölgesi arasında geçiş noktası oluşturmaktadır. Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan Yozgat, Anadolu Halk Edebiyatının zengin ürünlerini barındırmaktadır.
    İLÇELER
    Yozgat ilinin ilçeleri; Akdağmadeni, Aydıncık, Boğazlıyan, Çandır, Çayıralan, Çekerek, Kadışehri, Saraykent, Sarıkaya, Sorgun, Şefaatli, Yenifakılı ve Yerköy'dür.
    Akdağmadeni: Yozgat'ın doğusunda yer alır. Akdağmadeni ve köylerinde yer alan tarihi eserler arasında 13. yüzyılın ilk yarısında yaptırılan Behramşah Kalesi, 15. yüzyıla tarihlenen Ali Çelebi Türbesi ve Mahmut Çelebi Türbesi ile kesme taştan yapılan bir kilise vardır.
    Çayıralan: Yozgat'ın güneydoğusunda yer alır. Çayıralan'da yer alan tarihi eserler arasında, 1855'e tarihlenen Çerkez Bey Türbesi ve hemen yanında bulunan, 1152 yılında yaptırıldığı tespit edilen Kubbeli Cami ile Çokradan Köyü Cami vardır.
    Sarıkaya: Sarıkaya ilçesi Yozgat'ın güneydoğusunda yer alır. Şifalı kaplıcaları ile tanınan bu ilçede Roma sitili yapılara, büyük taşlarla örülü duvar kalıntılarına sık sık rastlanmaktadır.
    Saraykent: Saraykent ilçesi Yozgat'ın doğusunda yer almaktadır. İlçe merkezine 1 km. mesafede bulunan sıcak su kaplıcası şifa arayanlara hizmet vermektedir. İlçede çok sayıda mağara bulunmaktadır. Bu mağaraların Bizans dönemine ait olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, 1221 yılında Valide Sultan Mahperi Hatun tarafından yaptırılan, Çinçinli Sultan Hanı ilçe merkezinin 16 km. kuzeyinde yer almaktadır.
    Sorgun: Sorgun Yozgat'ın doğusunda bulunmaktadır. İlçe sıcak su kaynakları bakımından zengindir. Ayrıca, Sorgun'da Salih Paşa tarafından 1813 tarihinde yaptırılan Salih Paşa Camii bulunmaktadır.
    Yerköy: Yerköy ilçesi Yozgat'ın batısında yer alır. Saray Köyünde bulunan Saray Köyü Çapanoğlu Camii 1765' de Kapucubaşı Çapanoğlu Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.
    NASIL GİDİLİR
    İlin karayolu ve demiryolu ulaşımı mevcuttur. En yakın havalimanı 220 km mesafedeki Ankara ve Kayseri Havalimanlarıdır.
    Karayolu: İlin karayolu ile diğer illere bağlantısı vardır. Kent merkezinde yer alan terminale ulaşım, şehir içi minibüsleriyle sağlanmaktadır.
    Otogar Tel: (+90-354) 2125808
    Demiryolu: Ankara-Kayseri ve Doğu Anadolu bölgesine bağlantıyı sağlayan demiryolu Yozgat'tan geçmektedir. Yerköy, Şefaatli ve Yeni Fakılı İlçelerinde Tren istasyonu bulunmaktadır. Gar istasyonları İlçe merkezlerindedir.
    Yerköy Gar İstasyonu , Tel: (+90-354) 516 26 64
    Şefaatli İstasyonu, Tel: (+90-354) 564 11 72
    Yenifakılı İstasyonu, Tel:(+90-354) 612 10 18
    GEZİLECEK YERLER
    Müzeler ve Örenyerleri
    Karslıoğlu Konağı
    (Arkeoloji Müzesi) 1883 yılında inşa edilen konak, 1925 yılında Vali Konağı olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1936 yılından itibaren bina, konut olarak kullanılmıştır. Dikdörtgene yakın kare planlı ve iki katlı olan binanın taban ve tavanı ahşap olup, kesme taş duvarlar, ahşap karkas taşıyıcı sistem arasına taş dolgu ile örülmüş, bağdadi sıvalıdır. Kapı, yüklük ve tavanlarda yörenin en güzel oyma işçiliği vardır. 1979 yılında Kültür Bakanlığı tarafından kamulaştırılan binanın restore edilerek Arkeoloji Müzesi olarak kullanılması düşünülmektedir. Yörede yapılan kazılar sonucu çıkarılan eserlerin bir kısmı sergilenmektedir. Şu an müze olarak kullanılmamaktadır.
    Etnografya Müzesi
    (Nizamoğlu Evi) 1871 yılında yapılan bina, batı-güney ve kuzey yönlerden eski büyük bahçenin kalıntısı olan küçük bir bahçeyle çevrilmiştir. Doğu yüzü sokağa bakmaktadır. İki katının da duvarları ağaç iskeleti aralarına dolgu olarak tuğla örgülü ve sıva kaplıdır. Taban ve duvar ahşaptır. Zemin katındaki mekanlar depo, mutfak ve hizmet odalarıdır. Üst kat kuzey-güney doğrultusunda kareye yakın dikdörtgen biçimli bir sofa, onun iki yanına simetrik yerleştirilen odalardan oluşmaktadır. Yöreye özgü etnoğrafik eserlerin sergilendiği müzede 990'nı teşhirde olmak üzere 4000 eser bulunmaktadır.
    Müze Tel: (+90-354) 212 27 73-212 14 94
    Ziyaret Saatleri: 08.30-17.30
    Ziyarete açık günler: Pazartesi günü hariç
    Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi)
    Hattuşaş dan sonra Hititlerin en büyük kentidir. Sorgun ilçesi Şahmuratlı köyü sınırları içerisinde bulunan Kerkenez Harabeleri Şahmuratlı köyüne 5 km. mesafededir. Harabeler çok geniş bir alanı kaplamaktadır. Harabeleri çepeçevre saran sur kalıntıları yerinde durmaktadır. Hafif eğimli arazi üzerinde tam orta yerde Sülüklü Göl (Büyük Göl) olarak anılan yerde yaklaşık çapı 20 m. olan su birikintileri bulunmaktadır. Buna benzer Kızlar ve Atlar gölleri de bulunmaktadır. Araziyi saran sur kalıntıları batıda yaklaşık 4m. lik bir boşluk bırakmaktadır ki burasının sur kapısı olabileceği tahmin edilmektedir. Harabeleri tamamen gün ışığına çıkarma çalışmaları devam etmektedir.
    Büyüknefes (Tavium)
    Galatların bir kolu olan Trokmiler tarafından kurulup, başkent olarak kullanılan Büyüknefes Yozgat-Haydarbeyli yolu üzerindedir. Aslan heykeli sütunlar, sert taşlar üzerine işlenen yüzük taşları, yontulmuş taş üzerinde kuş figürleri, yol kalıntıları, mezarlıklar, havuzlar, Gündoğdu yakınında bir yer altı şehrinin varlığına hükmettiren geniş meydan ve yollar bu köyün tarihi zenginliğinin büyük işaretleridir.
    Çeşka Yeraltı Şehri
    Merkez İlçeye 3 km. mesafede ve kuzeydoğusunda yüksekçe bir tepeye kurulmuş yer altı şehrinin üç ayrı girişi vardır. Güney kısmında iki kat halinde halinde üç odalı bir mekan vardır. Bu mekanın batı kısmındaki odanın üstünde bacası vardır. Kuzeydeki odanın tabanında kısmen dolmuş iki ayrı beşik kemerli galeri girişi vardır. Yıkıntılar arasında ve alt eteklerde monokrom perdaleli ve perdalesiz Roma,Bizans Seramik parçaları mevcuttur.
    Alişar Höyüğü
    Yozgat’ın 45 km. güneydoğusunda,Yozgat-Sarıkaya İlçesi anayolu üzerinde bulunan höyük 520 m. uzunluğunda,950 m. genişliğinde bir üst görüntü vermektedir. Alişar’ın yerleşimi kalkolitik denilen ve ana toprak üzerinde kurulan bir köy kültürüdür. Yapılan kazılarda küplere, taş ve ağaç sandıklara gömülmüş iskeletler, çanak çömlek, süslü mühürler, iyi işlenmiş taş ve kemikler,insan ve hayvan figürleri bulunmuştur.
    Kaleler ve Kuleler
    Behramşah Kalesi
    Çalışkan köyünün kuzeyinde bulunan yüksek bir kaledir. Gıyaseddin Keykavus emirlerinden Necmeddin Behram Şahı Candar’a ait olan kale, 13. Yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır. Kalenin birçok kısmı yıkık ve harap,batı ve güney duvarları ayaktadır. Yüksek kale duvarları,moloz taş üzerine kesme taş kaplıdır. İçte tuğla gibi çaprazlama dizilerle sıralanarak zigzaz duvar dolgusunu oluşturmuştur.
    Saat Kulesi
    1908 yılında Şakir usta tarafından yapılmıştır. Şehrin orta yerinde kurulmuş, kare pirizma şeklinde uzun bir kuledir. Enine silmelerle altı kata bölünen kulenin üst kısmı şerefe gibi bir terasla çevrilidir. En üst kısımda çan şeklinde bir külah vardır. Saat çanı 250 kg. ağırlığında olup, her yarım ve tam saatte isabetli olarak vurur. Kuleye çıkış kuzeyden, yuvarlak kemerli kapıdan olur. Şerefeli kısmın altında üç kat aşağı doğru her katta küçük yuvarlak kemerli bir pencere bulunur.
    Camiler
    Çapanoğlu Camii
    1779 yılında Mustafa Bey tarafından yaptırılmıştır. Yapı kubbeyle örtülü 3 bölmeli son cemaat yeri ile tek kubbeli ana mekandan oluşmaktadır. 1794 yılında Süleyman bey bunun önüne benzer planda ikinci bir mekan ekletmiştir. Daha sonra en dışa küçük bir giriş revağı eklenmiştir. Arka arkaya dizilmiş bu yapılar yakın zamana değin Geç Dönem Osmanlı resim sanatının özgün örnekleriyle bezenliydi. Ancak yapılan onarımlarla resimleri çoğu yok olmuş yada değişmiştir. Ana mekanda mahvildekiler dışında büyük ölçüde özgünlüğünü yitirmiş, mahvilin ikinci katında yan kubbelerde yeşil, al, mavi ve sarının kullanıldığı çeşitli çiçek, yaprak ve meyve resimleri yer alır.
    Başçavuş Camii
    1800-1801 yıllarında Çapanoğlu Süleyman Bey’in Başçavuşu Halil Ağa tarafından yaptırılmıştır. Caminin iç mekanı kare planlıdır. Kırma çatılı, taş ve tuğla karışımı kargir bir yapı olan caminin kuzeybatısına yapışık yuvarlak gövdeli minaresi ile büyük bir avlusu vardır. Batı tarafı hazire olarak kullanılmıştır. Caminin mihrabı tezniyatsız olup mihrabın üzerinde aynı seviyede devam eden ağaçtan oyma stilize dal ve çiçek motifleri yer alır. Güney cephede ve tavana yakın yerlerde sivri nal kemerli alçı işleri ve renkli camlarla bezeli pencereler mevcuttur. Tavan örneği çok nadir görülen çıkmalı rozet,stilize edilmiş nebatad ve kafes motiflerinden oluşan göbek motifleri,ahşap oymadan ibaret bir süslemeyle bezelidir. Duvarlar gül ve diğer çiçek motifleriyle süslüdür.
    Kayyumzade (Demirci Ali Efendi) Camii
    1804 yılında Cevheri Ali Efendi tarafından yaptırıldığı yazıtından anlaşılmaktadır. Kırma çatılı son cemaat yeri olan haremin birleştiği kuzeydoğu köşesinde,çokgen minaresi olan,geniş avlu içinde kurulmuş olan yapıya kuzeydeki tek kapıdan girilir. Avlunun doğu iç duvarında iki ağaç direk üzerine oturan ufak bir revaklı kısmı vardır. Bu bölümün güneyine bir medrese yapılmış ve uzun süre bu amaçla kullanılmıştır. Caminin mahvil galerisinde ahşap oyma bitkisel ve geometrik motifler,kemerlerde ise Barok tarzda kalem işleri vardır. Kare biçimli tavan göbeği geometrik motiflerle bezelidir.
    Cevheri (Cevahir) Ali Efendi Camii
    Yazıtına göre 1788 yılında Çapanoğulları döneminde Cevahir (Cevheri) Ali Efendi tarafından Hacı Mehmet Ağa adına yaptırılmıştır. Cami kareye yakın dikdörtgen bir plan üzerine kurulmuş,düz ahşap tavanlıdır. Yapıyı çevreleyen sarı kesme taştan yapılmış avlu duvarı vardır. Caminin kuzeydoğusunda yapışık,kare kaide üzerine oturan,armudi iri topuklu,çokgen gövdeli,beyaz kesme taştan yapılmış minaresi,kemerli profillerle genişleyen şerefe ve kurşun kaplamalı külahı ilgi çekicidir. Mahfilin orta kısmı balkon gibi güneye doğru çıkıntı yapar. Revaklı bölümün içinde bir lahit yer alır.
    Kubbeli Cami
    Çayıralan İlçesinde, Çerkezbey türbesinin yanındadır. Caminin orijinal kitabesi bulunmamasına karşın,son cemaat yerinde hareme giriş kapısı üzerinde 1152 yılında yapıldığı yazılıdır.
    Salih Paşa Camii
    Sorgun ilçesindeki caminin yazıtından Salih Paşa tarafından 1813 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. 1955 yılında batı duvarı sabit kalmak suretiyle orijinal planı pek bozulmadan tamamen yenilenmiştir.
    Saray Köyü Çapanoğlu Camii
    Yerköy İlçesi, Saray Köyündeki camii 1765 de Kapucubaşı Çapanoğlu Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1957 te tek şerefeli minaresi ilave edilmiştir. Kırma çatılı köşe duvarları ve pencere kenarları kesme taş,diğer kısımları moloztaş bir yapıdır. Yapı içinde ahşap ve kalem işi olmak üzere iki türlü süslemeye karşılaşılmaktadır. Ahşap süsleme kiriş uçlarından ve minber korkulukları kafes işçiliği ile yapılmıştır.
    Türbeler
    Yozgat ve çevresinde yeralan Türbeler Çandır Şahsultan Hatun Türbesi (Kümbeti), Çayıralan Çerkezbey Türbesi, Osman Paşa Türbesi ve Görpeli ilin önemli türbeleridir.
    Köprüler
    Yozgat' taki köprüler; Taşköprü, Karabıyık Köprüsü ve Kesik Köprü' dür.
    Karabıyık Köprüsü
    Yozgat-Şefaatli yolunun 38. Km.sinde Kanak Suyu üzerinde kurulmuştur. Yavuz Sultan Selim tarafından Mısır seferine giderken (1516) yaptırılmıştır. Ayaklar üzerinde oturan üç sivri kemerli,iki alçak mahmuzlu,60 cm. yüksekliğinde korkuluk duvarı ile uçlarda ve ortada baba taşları olan,beyaz kesme taştan yapılmış bir köprüdür. 54 m. boyunda 4.5 m. eninde olan köprünün ortasına doğru bir harpuşluk fark edilir.
    Korunan Alanlar
    Yozgat – Yozgat Çamlığı Milli Parkı
    Yeri: Yozgat ili
    Ulaşım: İç Anadolu bölgesinde,Yozgat ilinin güneyinde uzanan tepeler üzerinde yer alan Milli Park,Yozgat'a 5 km. uzaklıktadır.
    Özelliği: 264 Ha.lık alanı kaplayan Milli Park, İç Anadolu'da insan etkisi ile meydana gelen (antropojen) step içerisinde yer alan sayılı orman adalarından biridir. Ortalama yükseltisi 1350 m. olan sahadaki arazinin morfolojik özelliklerini tepeler, sırtta ve vadilerde parçalanmış dalgalı düzlükler meydana getirmektedir.
    Tabiatın; iklim, toprak-su dengesinin değişmesi ile ortaya çıkan kısıtlamalara,tabii kaynakların bugün tükeneceğini unutmuş görünen insanların yanlış ,aşırı arazi kullanımlarının eklenmesi Milli Park ve çevresinde geniş alanları kaplayan ormanlardan yoksun bozkır peyzajlarını meydana getirmiştir. Eski çağların bakir ormanlarından günümüze bu karaçam konusu ulaşabilmiştir.
    Karaçam, meşe ve ardıç ağaç toplulukları Milli Park bitki örtüsünü meydana getirmektedir. Bu orman parçasının tabiat bölgesi özelliği yanında rekreasyon ihtiyacını karşılaması bakımından büyük önemi bulunmaktadır.
    Görülebilecek Yerler: Milli Parkın 40 km. kuzeyindeki Hititlerin başşehri Boğazköy, Alacahöyük, Sarıkaya Kaplıcaları yakın çevresindeki diğer önemli turizm merkezleri olarak görülmeye değer yerlerdir.
    Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Milli Parkta günübirlik piknik yapılabilir. Çadır ve karavanla konaklama yapılabilir.
    Mağaralar
    Saraykent İlçesi Divanlı Köyünde bulunan mağaralar çeşitli bölmelerden oluşmaktadır. Mağaralar kayalara oyulduğu gibi, taştan oyma merdivenlerle inilen mağaralar da vardır. Bu mağaraların Bizans dönemine ait olduğu belirtilmektedir.
    Kaplıcalar
    Sarıkaya Kaplıcası
    Sarıkaya ilçe merkezinde bulunan sıcak su kaynağı iki ayrı noktadan yüzeye çıkmakta olup , 48 0C sıcaklığa ve 28 lt./sn. debiye sahiptir. Bu sıcak sudan, Bizans ve Selçuklu dönemlerinde de kaplıca tedavisi maksadıyla istifade edildiği bilinmektedir.
    Boğazlıyan Bahariye (Cavlak) Kaplıcası
    Boğazlıyan ilçesine 4,5 km. uzaklıktaki Bahariye köyü yakınlarında yer alan Cavlak mevkiinden çıkan su 32 0C sıcaklığa sahip olup iki ayrı kuyudan 320 lt./sn. debi ile çıkmaktadır. Kuyuların bulunduğu düzlükte bu suların oluşturduğu küçük bir gölet bulunmaktadır. Gölette suyun sıcaklığı 28 0C civarındadır. Mevcut raporlardan bu suyun romatizmal hastalıklar, kırık çıkık sekelleri ve kadın hastalıkları için kaplıca tedavisinde kullanılabileceği anlaşılmaktadır.
    Sorgun Kaplıcası
    Sorgun ilçesine 2 km. mesafede, Yozgat-Sivas karayolu üzerindedir. İl Özel İdare Müdürlüğü’nce yaptırılan kaplıca ve motel faaliyettedir. Diğer sıcak su alanlarının kapladığı sıcak alana göre daha geniş bir sıcak alana sahip olan Sorgun sıcak su alanı ilçenin yerleşim alanının doğu sınırlarından başlayıp Yeniçeltek açık kömür işletmesine kadar devam etmektedir. Bu suyun sıcaklığı 50-61 0C arasında değişmektedir. Fiziksel ve kimyasal analizler sonucunda sülfatlı, sodyumklorürlü, hipertermal-hipertonik sular sınıfına girdiği tespit edilen bu sıcak su radyoaktif maddeler, magnezyum, kalsiyum ve bor ihtiva etmektedir. Halen kaplıca tedavisinde kullanılan bu suyun ağrılara, kronik iltihaplı hastalıklara, spazm benzeri hastalıklara, kırık çıkık sekellerine yararlı olduğu ve taşıdığı yüksek orandaki radonun etkisiyle radyoterapik etkisinin bulunduğu bilinmektedir.
    Yerköy Kaplıcası
    Yerköy ilçesinde Ankara-Yozgat karayolunun 7. km’sinde olup, Yozgat iline uzaklığı 47 km’dir. Yapılan kimyasal ve fiziksel analizler sonucu klorürlü sülfatlı sular grubundan olduğu tespit edilen bu suyun bilinen en belirgin özelliği cilt hastalıkları ile romatizmal hastalıkları iyileştirici etkisinin olmasıdır. Ayrıca nefrit, nevralji, kırık çıkık sekelleri, kadın hastalıkları ve kronik romatizmal hastalıklara karşı kaplıca tedavisine uygun olduğu belirlenmiştir.
    Saraykent Kaplıcası
    Yozgat-Sivas karayolu üzerinde, Yozgat'a 70 km. mesafedeki Saraykent ilçesindedir. Kaplıca suyu sodyumklorürlü, sodyumbikarbonatlı ve kalsiyumsülfatlı sular grubundandır. Suyun incelenmesi sonucu romatizmal hastalıklarda, kırık çıkık sekellerinde, kadın hastalıklarında, nevrit ve polinevritlerde kullanılmasının faydalı olacağı tespit edilmiştir. Sıcaklığı 74 santigrat derecedir.
    Yaylalar ve Ormanlar
    Bozok Yaylası
    Yozgat İli topraklarının bulunduğu bölge Bozok Yaylası olarak adlandırılır. Kızılırmak yayı içerisinde kalan yayla,delice ırmağı ve Çorum suyuna karışan vadilerle yarılmış hafif dalgalı düzlükler meydana getirirler. Bu yayla doğuda Akdağlara dayanır, kuzeydoğuda Deveci dağının batıya doğru ilerleyen kolları düzlükler arasında kaybolur. Bozok yaylasının yükseltisi 1200-1400 m. arasındadır.
    Hisarbeyli (Yoğurt Yurdu) Yaylası
    Akdağ ormanları içerisindedir. Hasbek-Hisarbeyli-Akdağmadeni yolu içerisinden geçmektedir. İki tepe arasından büyükçe bir dere akar. Tepenin bir yanı çamlarla diğer yanı küçük bitki örtüleriyle kaplıdır. Hasbek ve Hisarbeylilerin yaz aylarında çıktıkları yayla konumundadır. Soğuk su kaynakları çok fazladır. Hafta sonlarında Kayseri ve çevre halkının piknik alanıdır. Yoğurduyla ünlüdür.
    Cehirlik
    Yozgat-Boğazkale (Hattuşaş) yolu üzerindedir. Yozgat’a 2 km. uzaklıktadır. Gelin Kayası ve Yabani Laleleriyle ünlüdür. İlkbaharda açmaya başlayan laleler yaz boyunca Cehriliğe ayrı bir güzellik katmaktadır. Halk arasında Laleler Ülkesi olarak bilinen Hollanda’ya lale tohumlarının (soğanlarının) buradan götürüldüğü söylenmektedir.
    Kadıpınarı
    Akdağ ormanları içerisinde çok geniş bir alana yayılan çam, meşe ve çeşitli ağaç türleri, temiz soğuk suları ve çeşitli av hayvanları bulunan bir bölgedir. Akdağmadeni İlçesinin kuzeybatısında ilçeye 2 km. mesafededir. Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nce orman içi dinlenme tesisi programına alınmış,çevre düzenlemesi, otantik yapıda kır gazinosu,dinlenme evleri,yağmur barınağı ocaklar ve vc gibi tesisler yapılmıştır.Bölgede geyik üretme çiftliği bulunmaktadır.
    Şebekpınarı Piknik Alanı
    Aydıncık-Eymir yolu üzerinde yer alan Şebek Pınarı piknik alanı Aydıncık İlçesinin 1 km. güneyinde yer almaktadır. Daşlı dağlar olarak bilinen dağların Aydıncık’a bakan 1700 m. yükseklikteki Gezbel Tepesinde yer almaktadır. Denizden yüksekliği 1500 m.dir. Yıllardan beri piknik alanı olarak kullanılan Şebekpınarı ve çevresi Milli Parklar Genel Müdürlüğünce Şebek Ormaniçi Dinlenme Yeri olarak çevre düzenlemesi yapılmıştır. arınağı, wc gibi tesisler yapılmıştır.
    Akdağmadeni Ormanları
    Çok geniş bir alana yayılan,içerisinde çam,meşe ve değişik ağaç türleri temiz soğuk suları,çeşitli av hayvanlarıyla ünlü bir bölgedir. Bu bölge bahar aylarından başlayarak büyük bir hareketlilik gösterir. Bölge insanlarının yaylalarına gidişi yaz ve bahar aylarını yaylalarında geçirerek havaların soğumasıyla yaylalardan göçleri bu yöreye ayrı bir güzellik katmaktadır. Sıcak havalarda çevreden gelen insanlar soğuksu pınarlarının başında eğlenerek vakit geçirirler.
    Çayıralan Ormanları
    İlin güneydoğusunda yer alan Çayıralan İlçesi dolaylarında karaçam,ladin,meşe ve kavak ağaçlarından oluşan gür ormanlar vardır. İçme suyu ve otopark mevcuttur. Orman içerisine çeşitli yollar girmekte olup olup,dinlenme yeri olarak su ve havasıyla aranılan bir bölgedir.
    Sportif Aktiviteler
    Doğa Yürüyüşleri
    Aydıncık İlçesi Kazankaya Vadisi rafting, trekking ve doğa yürüyüşü alanı olarak, Yahyasaray Barajı Gölü, Gelingüllü Barajı Gölü su sporları ve olta balıkçılığı amacıyla kullanılacak alanlardandır.
    Avcılık
    Çamlık Milli Parkında bulunan domuz ve il genelinde yaşayan güzel keklik, toy, bıldırcın, tilki gibi hayvanları av sezonu boyunca avlanabilir.
    COĞRAFYA
    İç Anadolu ve Karadeniz Bölgeleri arasında bir geçiş alanı oluşturan Yozgat &topraklarında zengin bir yaban hayatı vardır. Özellikle Merkez İlçe, Akdağmadeni, Karanlık Dere, Çekerek ve Çayıralan yöreleri kanatlı ve kanatsız av hayvanları bakımından oldukça zengindir.
    Yozgat' da İç Anadolu'nun karasal iklimi egemendir. İl alanının önemli bir bölümünü kaplayan Bozok platosu, güney ve kuzey Anadolu taş sistemleriyle deniz etkilerine kapatılmıştır. Bu nedenle yazla kış ve geceyle gündüz arasında ısı farkları yüksektir. Bu sert iklim koşulları Yeşilırmak havzasına giren Çekerek Vadisinde biraz yumuşamaktadır. Bu kesimlerde az da olsa Karadeniz iklimi etkileri görülür.
    TARİHÇE
    Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerindendir. Yozgat’ta sırası ile M.Ö.1650-1460 Eski Hitit Krallığı dönemi,M.Ö. 1460-1170 Hitit İmparatorluğu dönemi, M.Ö. 1170-676 Frigler Dönemi, M.Ö.676-600 Kimmerler Dönemi, M.Ö. 600-546 Lidyalılar dönemi, M.Ö. 546-334 Kimmerler dönemi, M.Ö.334-285 İskender ve Diadoglar dönemi, M.Ö. 285-85 Galatlar dönemi, M.Ö. 85-M.S. 395 Roma İmparatorluğu dönemi, M.S. 395-1075 Bizanslılar dönemi, M.S. 1075-1318 Anadolu Selçukluları dönemi,M.S. 1318-1398 Beylikler dönemi, M.S. 1408-1923 Osmanlı İmparatorluğu dönemi yaşanmıştır.
    NE YENİR ?
    Yöre beslenmesi büyük ölçüde buğday ürünlerine, unlu yiyeceklere dayanmaktadır. Bulgur, yarma ve düğürcük hemen hemen her türlü yemeklerde ve çorbalarda kullanılır. En önemli yemekleri, Arabaşı, Madımak, Testi Kebabı ve Yozgat Tandır Kebabıdır.
    LİNKLER
    Yozgat Valiliği               http://www.yozgat.gov.tr/
    YAPMADAN DÖNME
    Çamlık Milli Parkını görmeden,
    Testi Kebabı, Tandır Kebabı yemeden,
    Arabaşı içmeden,
    Seyahati 10-15 Haziran tarihlerine denk getirip Sürmeli Festivalini izlemeden,
    Dönmeyin…
     
     

    İlçeler:
    AKDAĞMADENİ, BOĞAZLIYAN, ÇAYIRALAN, SARIKAYA, SORGUN, ŞEFAATLİ, YERKÖY,YOZGAT MERKEZ, 

  • Sivas

     

                

    Tel Kodu: 346 – Araba Plaka Kodu: 58

    Sivas 5 Gün Tahmin Hava Durumu

    Sivas hava durumu

    İLÇELER
    Sivas ilinin ilçeleri; Akıncılar, Altınyayla, Divriği, Doğanşar, Geremek, Gölova, Gürün, Hafik, İmralı, Kangal, Koyulhisar, Suşehri, Şarkışlı, Ulaş, Yıldızeli ve Zara'dır.
    COĞRAFYA
    İç Anadolu'nun yüksek platoları üzerinde başlayan ve doğuya doğru yükselen il alanı; kuzey, doğu ve güneydoğuda dağlık ve sarp bir kesimle son bulmaktadır. Ortalama yükselti 1000 metrenin üzerindedir. İlde Kuzey Anadolu sıradağlarının uzantısı olan Köse Dağları, Torosların kuzey kollarından Tecer Dağları ve İncebel Dağları, Akdağlar, Yama Dağı yer almaktadır. Uzunyayla ve Meraküm platoları, ayrıca Kızılırmak, Kelkit, Çaltı vadileri önemli coğrafi oluşumlardır. Önemli akarsuları Kızılırmak, Kelkit Çayı, Tozanlı Çayı, Çaltı Çayı ve Tohma Çayıdır.
    Sivas ilinin büyük bir kesimi yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve karlı geçen karasal İç Anadolu ikliminin etkisinde kalmaktadır. Fakat kuzeyde Karadeniz, doğuda Doğu Anadolu yüksek bölge ikliminin etkileri bulunmaktadır.
    Tarihçe
    İlin Adının Tarihçesi:Sivas’a farklı dönemlerde hakim olan devletler, şehre kendilerine özgü değişik isimler vermişlerdir. Bunlar; Sebaste, Sipas, Megalopolis, Kabira, Diaspolis (Tanrı Şehri), Talaurs, Danişment İli, Eyalet-i Rum, Eyalet-i Sivas ve Sivas isimleridir.
    Bu gün kullanılan Sivas isminin kaynağı hakkında ise farklı görüşler bulunmaktadır. Bunların içinden ‘Sebaste’ Sebasteia eski yunancada (Augustus Şehri) ismi, Pontus kralı Polemon’un hanımı Pitodoris tarafından verilmiştir. Romalılar, Pont Krallığını egemenlikleri altına aldıkları zaman şehrin yönetimini Pont Krallığı’nda bırakmışlardı. Pont Kralının hanımı ise, Roma Kralı Augustus’un sevgisini kazanmak ve ona bir şükran ve sadakat ifadesi olmak üzere Yunanca’da Ogüst şehri anlamına gelen “Sebaste” adını verdiği sanılmaktadır. Sebaste’nin zamanla “Sivas”a dönüştüğü ileri sürülmektedir.
    Yine diğer bir görüş de, bugün “Sivas” olarak kullanılan ismin “Sipas”tan geldiğidir. Şehrin ilk kurulduğu dönemlerde, bugünkü şehrin merkezinin bulunduğu yerde büyük çınar ağaçlarının altında üç adet su gözesi (Kaynağı) bulunmaktadır. Bu gözelerden bir tanesi “Allah’a Şükür”ü ikincisi “ana ve babaya saygı”yı, üçüncüsü de “Küçüklere sevgi”yi temsil eder. Bu bölgede yaşayan insanlar, zamanla bu özelliklerini koruyamayıp yitirince, bu üç göze de kurur. Şehrin isminin de “üç göze” anlamına gelen “Sipas”tan kaynaklandığı ve zamanla bugün kullandığımız “Sivas”a dönüştüğü ileri sürülmektedir.
    Yazılı Tarih Öncesi:1927’ den bu yana süregelen kazı ve araştırmalarda saptanan bulgular, Sivas’ta Neolitik Dönem’den başlayarak yerleşildiği yolundaki savları güçlendirici niteliktedir. Bölgede Kalkolitik Dönem (M.Ö. 5000-3000) ve ilk Tunç Çağ (M.Ö. 3000-2000) yerleşmelerinin varlığı ise, bu dönemlerden kalma çanak-çömlek, ev ve kent kalıntılarıyla kesin olarak saptanmıştır. Maltepe Höyüğü kazıları, yörede ilk yerleşmenin M.Ö. 2600’lerde başlayıp M.Ö. 2000’lere kadar kesintisiz sürdüğünü göstermektedir.
    Yazılı Tarih: Sivas’ın eski bir yerleşim yeri olmasına rağmen ne zaman ve kimler tarafından kurulduğuna dair kesin bilgiler mevcut değildir. Bugün şehir merkezi ilçe ve köylerinde yapılan çeşitli Arkeolojik kazı ve araştırmalarda edinilen bilgiler bulunan höyük ve eski şehir harabeleri, Sivas’taki yerleşimin tarihin ilk dönemlerinden itibaren başladığını göstermektedir. Bu dönemlere ait, yeterli aydınlatıcı araştırmalar yapılmamış olduğundan Sivas’ın tarihini, Anadolu’nun büyük bir bölümünü kapsayan Kapadokya tarihi içerisinde incelemek zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
    Bu bakımdan Kapadokya tarihine baktığımızda Sivas’ın M.Ö. 2000 yıllarına kadar uzanan bir geçmişe sahip olduğunu, yerleşim merkezi olarak kullanıldığını ve eti hakimiyetinin sınırları içerisinde kaldığını görmekteyiz. Etiler döneminde yapılan çeşitli savaşlar, Sivas ve çevresinde meydana gelmiş, Sivas da bu savaşlardan etkilenerek yakılmış ve yıkılmıştır. Asur hükümdarı Sargon, M.Ö. 710 yılında Anadolu içlerine yaptığı bir akında Sivas içlerine kadar gelmiştir. Yine M.Ö. 676 yıllarında Kafkasya’dan İskitler, İran’dan Medler Anadolu içlerine kadar uzandılar. Kapadokya bölgesinde Asurlar’a karşı direnecek güç kalmayınca Medler ve Lidyalılar, M.Ö. 585 tarihinde Kızılırmak sınır olarak kalmak üzere bir anlaşma yaptılar. Böylece Kızılırmak’ın doğu yakası yani Sivas ve çevresi Medler’e kaldı. Medler’in bölgedeki hakimiyeti fazla sürmedi. Persler M.Ö. 550 yılında Med egemenliğine son vererek Sivas’ı ele geçirdiler. Diğer önemli bir akın da Makedonya Kralı Büyük İskender’in M.Ö. Anadolu’ya yaptığı akınlardır. Büyük İskender ilk olarak M.Ö. 334’de ikinci olarak da iki yıl sonra M.Ö. 332 ‘de iki kez Anadolu içlerine akın düzenlemiş, her ikisinde de Sivas’ta hakimiyetini sürdüren Perslerin yönetimine son vermiştir. Geçtiği yerlerde durmayıp, Makedonya subaylarından komutanlar bıraktığı için, Sivas da bir müddet Makedonyalı subaylardan Sabistes’in yönetiminde kalmıştır. Sabistes kendi zevk ve sefasına daldığından askerlerinin şehri yağmalamasına ve yıkmasına aldırış etmemiştir. Bu duruma dayanamayan halk ayaklanmış, tekrar Pers Kralı I. Ariaretes’in egemenliğine girmeyi kabul etmişlerdir. Sonunda Roma Kralı Tiperius M.S. 17’de Sivas ve çevresini ele geçirmiştir. Böylece Sivas, Roma İmparatorluğu egemenliğine girmiş ve ‘Eyalet-i Rum” olmuştur.
    M.S. (17- 395) yıllarında çeşitli istilalarla karşılaşan Sivas, bu dönemde daha çok Roma egemenliğinde kaldıktan sonra, M.S. 395’te Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğuna ayrılan topraklar içinde yer aldı. Bu dönemde de uzun süre Sasanlı akınlarından etkilenmiş, X.yy’ dan sonra da merkezi yönetimin güçlendirilmesi amacıyla kurulan Sebasteia (Sivas) Theması’na bağlanmıştır.
    1059’da Anadolu’ya giren Türkmen güçleri ve 1064’te Alp Arslan’ın önünden kaçan Selçuklu Şehzadesi Elbasan Sivas yöresinde kısa süreli etkinlik sağladılarsa da, Bölgenin Türk egemenliğine girmesi ancak 1071’ den sonra gerçekleşti. Kısa bir süre Selçuklu etkinliğinde kalan Sivas’ta 1075’te Danişmentli Beyliği kuruldu. 1143’den sonra Danişmentliler arasında baş gösteren taht kavgaları bu beyliğin gücünü kırınca, Anadolu Selçukluları’nı yeniden birleştiren I. Mesud, 1152’de Sivas’ı eline geçirdi. Anadolu Selçukluları ile Danişmentliler arasında sürekli el değiştiren Sivas, 1175’te II. Kılıç Arslan’ca kesin olarak Selçuklulara bağlandı.

    II. Kılıç Arslan’ın 1186’da ülkeyi 11 oğlu arasında paylaştırmasıyla başlayan taht kavgaları, I. Alaeddin Keykubad’ın 1220’de başa geçmesine değin sürdü. Bu dönemde Anadolu’yu tehdit etmeye başlayan Moğollara karşı etkin önlemler alan Keykubad, Sivas’ı da surlarla çevirterek korunaklı duruma getirdi. Yerine geçen II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in kötü yönetimi sırasında büyük sıkıntı çeken Türkmen kökenli halk, 1240’larda ayaklanarak Sivas’ı yağmaladı. Selçuklu askerlerinin sivilleri sindirmek için seferber olduğunu gören Moğollar, Anadolu’yu ele geçirmek üzere harekete geçtiler. Gıyaseddin Keyhüsrev’i 1243’te Kösedağ Savaş’ında yenilgiye uğratan Moğol güçleri, Sivas’ı işgal ettiler. Selçuklu Sultanlarının yarattığı karışıklıkların sivil halkı tedirgin etmesini gerekçe gösteren İlhanlı yöneticisi Gazan Han o dönemde Selçuklu tahtında bulunan III. Alaeddin Keykubad’ı Isfahan’a çağırarak, 1318’da Anadolu Selçuklu Devletine son verdi.

    İlhanlılar’ın Anadolu Valiliğine atanan Timurtaş, 1322’de Sivas’ın da içinde bulunduğu topraklar üzerinde bağımsızlığını ilan etti. Bu durum üzerine İlhanlılar’ın, üzerine ordu göndereceğini öğrenince de Memlük’lere sığındı. Yerine vekil olarak bıraktığı Eretna bey, önce İlhanlılar’ın egemenliğini kabul ettiyse de İlhanlı yönetiminin taht kavgaları ile zayıflamasından yararlanıp, kendi özerk beyliğini kurdu.
    Eretna Bey’in ölümünden sonra, oğlu Gıyaseddin Mehmed’in yaşının küçüklüğünden yararlanan vezirleri, ülkeyi aralarında paylaştılar. Bölünerek iyice zayıflayan Eretna Beyliği, 1378’de Kadı Burhaneddin’in vezirliğe getirilmesiyle yeniden güçlendi. Kadı Burhaneddin Eretna Beyliği’nde kadılık, vezirlik, ve naiplik görevleri yaparak edindiği devlet yönetimi tecrübesini Eretna Beyliğini ele geçirerek uygulamıştır. Son Eretna Bey’i Ali Bey’in zevkine düşkün olmasından yararlanarak, kendine muhalif olan kişileri birer birer ortadan kaldırmış, 1388 yılında Ali Bey’in ölümü üzerine Sivas’ta bağımsızlığını ilan etmiştir. Kendi adıyla anılan Kadı Burhaneddin Devletini kurmuştur. Memluk akınlarına başarıyla karşı koyan Kadı Burhaneddin, Timur tehlikesine karşı Osmanlı ve Memlukler’in desteğini sağlamaya çalışırken, Akkoyunlu Osman Bey’e yenilerek, 1398’de öldürüldü.
    Kadı Burhaneddin’in ölümüyle bir iktidar boşluğu oluşan Sivas’ta kentin ileri gelenlerinin isteğiyle Osmanlı egemenliği tanındı. 1400’de Anadolu’ya giren Timur, az sayıda Osmanlı askerince savunulan Sivas’ı uzun bir kuşatmadan sonra alarak, yakıp yıktı ve geri çekildi. Osmanlılar’ın Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesinden sonra (1402), Yıldırım Bayezid’in oğulları arasında taht kavgaları baş gösterdi. 1408’de Sivas’ı ele geçiren Çelebi Mehmed, 1413’te ülkede duruma egemen olunca, Sivas Osmanlı topraklarına katılmış oldu. 1472’de kısa süreli olarak Akkoyunlular’ın eline geçmesi dışında, hep Osmanlı egemenliğinde kaldı.
    Osmanlı egemenliğinde eyalet merkezi haline getirilen Sivas; Amasya, Çorum, Tokat, kısmi olarak Malatya ve Kayseri illeri Sivas’a bağlı birer sancak olmuştur. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde belirtildiği gibi Sivas zamanın en önemli eyaletlerinden biridir. (40 İlkokul, 1000 dükkan, 18 Han, 40 kadar çeşmesi olduğundan bahsedilir.)
    Yöre Mutfağı
    Sivas halk mutfağında çorbalar yemekte ön sırayı alan ve bilhassa yaşlılar tarafından "yürek yağmuru" diye latife yapılan bir yiyecektir. Kış çorbalarının başında gelen peskütan, un veya çok az yarma unu ile yoğurdun pişirilmesi ile hazırlanan bir yiyecektir. Yarma, yeşil mercimek ve peskütan su ile çorba kıvamında pişirilir. Üzerine soğan yağda kızdırılır ve nane konularak çorbaya ilave edilir (sokaraç). Peskütan çorbası kış günleri-nin lezzetli ve besle-yici bir yemeğidir. Yazın en meşhur çorbası ise pancar çorbasıdır. Diğerleri; kesme çorbası (hamur çorbası), tarhana, şalgam, patates, şehriye, mercimek, bulgur, düğülcek çorbalarıdır. Et yemeklerinin başında, sebzeli et yemeği gelir. Önce kızartılarak pişirilmiş etlere patlıcan, biber, domates konularak hazırlanır. Sebzeli et çarşı fırınlarında tavalarda hazırlanır ve buna "fırına tava vermek" denilir. Sivas kebabı da sebzenin bol bulunduğu yaz-sonbahar aylarında yapılan bir çarşı yemeğidir. Pehli, çirli et, yaprak sarması, lahana sarması, dolmalar, köfteler, kızartma köftesi (kadınbudu köfte), sulu köfte (bulgurlu köfte), mirik köftesi (etsiz), yahni ve mıhlamalar diğer yemeklerimizdir. Sebze yemekleri içinde kabak yemekleri (kavurması, sütlü kabak, üzümlü kabak), şalgam kavurması ve yemeği, patates tiritlisi, baharda kırlarda kendiliğinden yetişen bir bitki olan madımakla yapılan yemekler önem taşırlar. Sofralarımızın vazgeçilmez ye-meği olan pilav için "ekmek hazır, pilav vezir" denilmiştir. Bulgur, pirinç, kus-kus, erişte pilavları değişik lezzet ve görünümde olan çeşitler olarak sofrada yerlerini alırlar. Hoşaflar ve bayram çorbası, pilavların yanında sofraya getirilir.
    Yapmadan Dönme
    • Divriği Ulu Camii ve Darüşşifasını görmeden,
    • Sivas Gökmedrese, Çifte Minareli Medrese, Buruciye Medresesi, Şifaiye Medrese-
     sini gezmeden,
    • Sivas Ulu Camiini gezmeden,
    • Atatürk Kongre ve Etnoğrafya Müzesini gezmeden,
    • Susamışlar Konağını gezmeden,
    • Abdi Ağa Konağını gezmeden,
    • Osman Ağa Konağını gezmeden,
    • İnönü Konağını görmeden,
    • Akaylar Konağını gezmeden,
    • Gemerek Sızır Şelalesini görmeden
    • Gürün Şuul Vadisini gezmeden,
    • Gürün Gökpınar Gölü’nü görmeden,
    • Kangal Balıklı Kaplıca’yı görmeden,
    • Sıcak Çermiği görmeden,
    •  Soğuk Çermiği görmeden,
    • Kangal Köpeğini görmeden,
    • Hafik Gölünü görmeden,
    • Zara Tödürge Gölünü görmeden,
    • Koyulhisar Yaylalarına çıkmadan,
    • Altınyayla Kuşaklı(Sarissa) Ören Yerini görmeden,
    • Kangal Alacahan Kervansarayını görmeden,
    • Zara-İmranlı Balını satın almadan,
    • Sivas Halısı  ve Kilimini almadan,
    • Sivas Bıçağını almadan,
    • Sivas Ağızlık ve Kalemini almadan,
    • Sivas Gümüşünü almadan,
    • Sivas Kemik Tarağını almadan,
    • Sivas Kebabını yemeden,
    • Sivas Köftesini tatmadan,
    • Sivas Madımağını yemeden,
    • Sivas Peskutan Çorbasını içmeden,
    • Sivas Pezik Turşusunu ve Mıhlamasını yemeden,
    • Sivas Hurmasını yemeden,
    • Sivas Halk Oyunlarını izlemeden,
    DÖNMEYİN
     

    İlçeler:
    GÜRÜN , KANGAL , SİVAS MERKEZ,Akıncılar, Altınyayla, Divriği, Doğanşar, Geremek, Gölova, Gürün, Hafik, İmralı, Kangal, Koyulhisar, Suşehri, Şarkışlı, Ulaş, Yıldızeli, Zara

  • Konya

     

                

    Tel Kodu: 332 – Araba Plaka Kodu: 42

    Konya 5 Gün Tahmin Hava Durumu

    Konya hava durumu

    İnsanlık tarihinin ilk yerleşim yerlerinden biri olan ve tarihi akışı içerisinde birçok medeniyetin izlerini bağrında taşıyan Konya, adeta bir müze şehir hüviyetindedir. Sayısız tarih, kültür ve doğal zenginliklerine sahip olan Konya, yetiştirdiği İslam büyükleri ile de tanınmaktadır. Konya, tarih boyunca belli başlı yollar üzerinde yer almış olup, tarihi İpek Yolu’nun en önemli ticaret ve konaklama merkezlerinden birisi olmuştur.
    Konya’da ve çevresinde yerleşik düzen Prehistorik (tarih öncesi) Çağdan başlamaktadır. Konya, daha sonra Hitit, Phryg, Lydia, Pers, Bergama, Roma ve Bizans egemenliklerinde kalmıştır.
    1071 tarihindeki Malazgirt Meydan Savaşı’ndan sonra Selçukluların eline geçen şehir, 1097 tarihinden 1277 tarihine kadar aralıksız Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti olmuştur. Konya, Selçuklulardan sonra Karamanoğulları ve Osmanlı dönemlerini yaşamıştır.
    İLÇELER:
    Konya ilinin ilçeleri; Karatay, Meram, Selçuklu, Ahırlı, Akören, Akşehir, Altınekin, Beyşehir, Bozkır, Cihanbeyli, Çeltik, Çumra, Derbent, Derebucak, Doğanhisar, Emirgazi, Ereğli, Güneysınır, Hüyük, Hadım, Kulu, Sarayönü, Seydişehir, Taşkent, Tuzlukçu, Yalıhöyük ve Yunak'tır.
    Akşehir: İl merkezinin 132 km. batısındadır.Türk ulusunun geleneksel hazır cevaplılığını güldürüleriyle yansıtan Nasreddin Hoca Türbesi'nin bulunduğu, ilçede Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi, Garp Cephesi Müzesi, Taş Camii, Hıdırlık mesire yeri, Kilise, Akşehir gölü turistik yerlerindendir. Her yıl 5-10 Temmuz tarihleri arasında Uluslararası Nasreddin Hoca Şenlikleri yapılmaktadır.
    Beyşehir:İl merkezinin 92 km. batısındadır. İlçe turizmine canlılık kazandıran Beyşehir Gölü bir milli park hüviyetindedir. Göl üzerinde 30'a yakın ada, 13 çeşit balık vardır. Eşrefoğlu Camii ve Türbesi, Taş Medrese, Çifte Hamam, Bedesten, Kubadabat Köşkü kalıntısı ve Beyşehir Köprüsü önemli tarihi ve turistik yerleridir. Ayrıca Eflatun Pınar ve Fasıllar Anıtı dünyaca tanınan yerleridir. Doğal güzellikleri ile ünlü ilçede Yaka Manastır, göl içerisindeki Hacı Akif Adası, dikit sarkıtları ile dolu mağaraları ilgi çekicidir.
    Bozkır:İl merkezinin 119 km. güneyindedir. Zengibar Kale Kalıntısı, Kaya Mezarları, Selçuklu Devri Köprü, Osmanlı devri Bozkır Camii, Akçapınar Çamlığı, Sarıot Yaylası ve Söğütlü Pınar önemli tarihi ve doğal güzellikleridir.
    Cihanbeyli:İl merkezinin 97 km. kuzeyindedir. Her türlü otomobil sporlarının yapılabileceği ve akşam güneşinin ayrı bir güzellik sergilediği Tuz Gölü ve peri bacaları oluşumları ile ilgi çekicidir.
    Çumra:İl merkezinin 48 km. güneydoğusundadır. Zengin höyük varlığı ve sit alanları ile ilgi çekicidir.İlçede bulunan Çatalhöyük'ün tarihi M.Ö. 7000'e kadar uzanmaktadır. İlk ev mimarisi ve ilk kutsal yapılara ait özgün buluntular ile insanlık tarihine ışık tutan bir merkezdir. Anadolu'da ilk yerleşik hayata başlandığını gösteren Neolitik devri iskan yerlerinden birisidir. Kazılarda bulunan çok sayıda eser, Konya Arkeoloji ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde teşhir edilmektedir.
    Doğanhisar: İl merkezinin 122 km. batısındadır. Yayla ve dağ turizmine yönelik yöreleriyle tanınan ilçe, Yunus Emre ve Taptuk Emre Mezarı, camiileri, tarihi kalıntılar ve doğal güzellikleriyle eşsiz bir yöredir.
    Ereğli:İl merkezinin 145 km. doğusundadır. Ulu Camii ve Rüstem Paşa Kervansarayı önemli tarihi eserlerindendir. Akhüyük kükürtlü suyu, traverten oluşumları ile ilgi çekicidir.
    Hadım: İl merkezinin 120 km. güneyindedir. İlçeye adını veren Hz. Hadimi Türbesi, bir doğa harikası kalıntılar, kaya mezarları, mağaraları ve yaylalarıyla turizme yönelik bir ilçemizdir.
    Halkapınar: İl merkezinin 168 km. doğusundadır. Ivriz Kaya kabartması, dünyadaki ilk tarım anıtıdır. Ivriz Çayı dağ turizmine yönelik alanları ile ilgi çekicidir.
    Ilgın:İl merkezinin 87 km. kuzey batısındadır. Sağlık turizmine yönelik Roma devrinden kalan kaplıca ve içmelerin bulunduğu ilçede, tarihi camiiler ve bedesten vardır.
    Kadınhanı:İl merkezinin 60 kuzeybatısındadır. İlçeye adını veren Raziye Sultan Han ve camiiler bulunmaktadır. Ayrıca mağaraları, Kestel Kalesi ve astım hastalarına iyi geldiği bilinen Kestel Ormanları ve şifalı içme suyu ile ünlüdür.
    Karapınar: İl merkezinin 96 km. doğusundadır. Selimiye Külliyesi, doğa harikası olan Meke Krater Gölü ve gölde yaşayan Meke Kuşları, Acı Göl, antik bir şehir kalıntısını içeren Çıralı Göl, Meyil Gölü önemli yerlerdir.
    Seydişehir: İl merkezinin 134 km güneybatısındadır. Seyyid Harun Veli Türbe ve Camiisi, mağaraları, tarihi kalıntıları ve yayla turizmine yönelik alanları ile ünlü ilçemizdir.
     
     Coğrafya
    Anadolu yarımadasının ortasında bulunan kent İç Anadolu Bölgesinin güneyinde yer almaktadır. Konya'nın toprakları 38257 km2 yüzölçümüne sahip olup, büyük bir kısmı iç Anadolu'nun yüksek düzlükleri üzerindedir.Güney ve Güneybatı kesimleri Akdeniz  bölgesine dahildir. Rakım ortalama 1011 m'dir.

    Kara iklimi hüküm süren Konya'da yaz kuru ve sıcak, kış soğuk ve yağışlı olmaktadır.

     
    Tarihçe
    Konya'da ve çevresinde yerleşik düzen Prehistorik (tarih öncesi) çağdan başlar. Konya daha sonra Hitit, Frig , Lidya, Pers, İskenderun, Bergama, Roma, Bizans egemenliklerinde kalmıştır.1071 tarihindeki Malazgirt Meydan savaşından sonra Konya Selçukluların eline geçen şehir 1097 tarihinden 1277 tarihine kadar aralıksız Anadolu Selçuklularının başşehri olmuştur. Konya Selçuklulardan sonra Karamanoğulları ve Osmanlı dönemlerini yaşamıştır.
    Yöre Mutfağı
    Yöre ürünleri, Konya’da zengin bir beslenme kültürü yaratmıştır. Yoğun buğday ve sebze üretimi ile birlikte hayvancılıkta beslenmenin temel kaynaklarındandır. Tandır böreği, çarşı böreği ve sedirler böreği de Konya’da özgün börek türlerinin başlıcalarıdır. Böreklerin yanı sıra etli yemek (pide de denmektedir) tüketimi de oldukça yaygındır. Konya’da helvanın da birçok çeşidi bulunmaktadır. Bunların başlıcaları çöğenli şeker helvası, dut pekmezi yada unlu pekmez helvası, susamlı, cevizli ve tahinli helvadır. Konya’nın kendine mahsus yemeklerinden en önemlisi tandır kuzusu (çebiç) dur. Ayrıca toyga çorbası, mercimekli oğmaç çorbası, arabaşı çorbası, fırın kebabı, etli ekmek, gerdan pişirmesi, topalak köftesi gibi yemeklerde özgüdür.
     
    Yapmadan Dönme
    Mevlana Müzesini ve diğer müzeleri görmeden,
    Çatalhöyük, Kilistrayı gezmeden,
    Cami ,Saray ve hanları görmeden,
    Düğün Yemeği yemeden,
    Konya'nın köylerinde dokunan keçe, halı ve kilimlerden almadan,
    10-17 Aralık Mevlana Anma Törenlerine katılmadan,
    Dönmeyin.
     

    İlçeler:
    AKŞEHİR, BEYŞEHİR, BOZKIR, CİHANBEYLİ, ÇUMRA, DOĞANHİSAR, EREĞLİ/KONYA, ILGIN,KADINHANI, KARAPINAR, KARATAY, KULU, MERAM, SARAYÖNÜ, SELÇUKLU, SEYDİŞEHİR,YUNAK

  • Nevşehir

     

                

    Tel Kodu: 384 – Araba Plaka Kodu: 50

    Nevşehir 5 Gün Tahmin Hava Durumu

    Nevşehir hava durumu

    Nevşehir, tarih ve doğanın iç içe geçerek, bütünsel bir güzellik sergilediği beldeleri ve bölgede yaşamış uygarlıkların zenginleştirdiği kültürel birikimi ile Türkiye’nin eşsiz turizm cennetlerinden biridir.
    Nevşehir, ilk dönemlerde “Nyssa”, daha sonraki dönemlerde “Soandos Nisa” ve “Muşkera” adları ile anılmıştır. Osmanlı döneminde, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa sadrazam olduğunda “Muşkera” adını değiştirerek kente “Yenişehir” anlamına gelen Nevşehir adını vermiştir.
    Bölgede yapılan az sayıdaki prehistorik araştırmalardan Neolitik (M.Ö. 7 bin) dönemine ait yerleşmeler saptanmıştır. M.Ö.1600’lerde Hitit Krallığı’nın egemenliği altında olan kente, M.Ö. 12 yüzyılda göç kavimlerinin, M.Ö. 7. yüzyılda Kimmer ve İskitlerin saldırıları yaşanmıştır. Nevşehir, M.Ö. 680 – 610 yıllarında Asur ve M.Ö. 610 – 550 yıllarında Med egemenliğinin ardından Perslerin yönetimine girerek Kappadokia Satraplığı içinde yer almıştır. M.Ö. 332 yılında Pers soylularından I. Ariarathes bağımsız Kappadokia Krallığı’nı kurmuştur. M.S.17 yılında Roma İmparatorluğu’na katılan Nevşehir sonra, Persler, Sasaniler daha sonra da Anadolu Selçuklu Devleti yönetimine girmiştir. Bölge 1097 yılında Haçlıların eline geçmiştir. Daha sonra İlhanlı ve 1398’de Karamanoğulları yöreye egemen olmuşsa da aynı yıl Sultan I. Bayezit Nevşehir’i Osmanlı topraklarına katmıştır. 1402 yılında Bayezit’in Timur’a yenilmesiyle bölge Karamanoğulları yönetimine geçmiş 1466’da da kesin olarak Osmanlı egemenliğine girmiştir. 1954 yılında da il olmuştur.
    Günümüzde bölge, birbirinden güzel kaya kiliseleri, doğal güzellikleri, vadileri ve yeraltı şehirleriyle bir açık hava müzesi durumundadır.
    Dünyaca ünlü Türk düşünürü Hacı Bektaş-ı Veli ile Osmanlı döneminin ünlü sadrazamlarından Damat İbrahim Paşa’nın bu bölgede yaşamış olmaları da kültür ve turizm hareketlerinin olumlu yönde gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.
    Coğrafi Konumu
    Nevşehir ilinin doğusunda Kayseri, kuzeyinde Yozgat ve Kırşehir, batısında Aksaray, güneyinde Niğde bulunmaktadır.
    İklimi
    Nevşehir, yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı geçen tipik karasal iklim özelliğine sahiptir.
    Ulaşım:Kara ve havayolu ile ulaşım mümkündür.
    Yöre Mutfağı

    Nevşehir ve yöresi yemeklerinin malzemeleri pek fazla olmamakla birlikte bölgesel denebilecek yemekleri vardır. Genellikle et tüketimi fazladır. Yörede sebzeciliğe de önem verildiğinden birçok sebzeyi kendileri yetiştirmekte ve yemeklerinde kullanmaktadırlar. Bölge, şarapları ile de ünlüdür. Yöre mutfağından bazı örnekler aşağıdadır:
    Çorbalar; tarhana, düğü, kesme, sütlü, patates çorbaları ve katma aşı.
    Yemekler; ağpakla (fasulye, kemikli et) , soğanlama, dıvıl (patates ve bulgur), cacık, ayva dolması, çanak (et ve sebze) , Nevşehir tavası (et) , zerdi pilavı, sızgıt (kışlık et kavurma), kömbe (bazlama) , kışlık ekmek (yufka), pastırma, sucuk.
    Tatlılar; bulama (un, pekmez, ceviz) , aşure, irmik tatlısı, dalaz (yumurta, süt, un, yağ, bal veya şeker), aside (un, pekmez veya şeker), hoşaf. Yörede kaliteli şarap üretimi de yapılmaktadır.
    Yapmadan Dönme
    Nevşehir kaya kiliselerini, Bizans duvar fresk sanatlarını görmeden,
    Türk-İslam sanatı örneklerinin sergilendiği Hacıbektaş Müzesini gezmeden,
    Nevşehir merkezindeki Damat İbrahim Paşa Cami ve Külliyesini görmeden,
    Acıgöl'deki Hitit kaya kitabesini ziyaret etmeden,
    Çanak-çömlek, bakır ve oniks taşından yapılmış süslemeler, deri işleri hediyelik eşya almadan,
    Avanos'ta çanak-çömlek atölyelerinde ayakla çevrilen tezgahların başına geçerek, seramik kap yapmadan,
    Yöreye özgü şaraplardan tatmadan,
    ….Dönmeyin.
     

    İlçeler:
    AVANOS, KOZAKLI, NEVŞEHİR MERKEZ, ÜRGÜP

  • Niğde

     

                

    Tel Kodu: 388 – Araba Plaka Kodu: 51

     

    Niğde 5 Gün Tahmin Hava Durumu

    Niğde hava durumu

     
    Niğde İli ülkemizin iç Anadolu bölgesinin güneydoğusundadır. Rakımı 1229 metre olan Niğde ilinin 2000 yılı Nüfus sayımlarına göre genel nüfus toplamı 348.081 dir. Aksaray, Nevşehir, Kayseri, Konya illerine komşu olan Niğde, güneyde Bolkar dağları ile İçel ilinden güneydoğu ve doğudan Aladağlar’ın oluşturduğu doğal sınırlar ile de Adana ilinden ayrılır. Çamardı ve Ulukışla ilçeleri ise Akdeniz bölgesinde kalmaktadır.
    Termal kaynakları, ören yerleri, doğal güzellikleri, dağ ve kış turizm olanakları ve zengin tarihi doku bu güzel kenti turizm merkezi yapabilecek önemli unsurlardır.
    Halkın esas geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Niğde Merkez Organize Sanayi, Bor Deri Organize sanayi ve Birko Koyunlu A.Ş. halı fabrikası ve diğer sanayi kolları Niğde halkı için önemli istihdam alanlarıdır. Elma ağacı sayısında Niğde ili ülke sıralamasında ilk sırada yer alır. Ülke genelinde patates üretiminin ise %25’lik bölümü bu ilde üretilir. Geleneksel el sanatları bakımından Niğde önemli bir ildir. Niğde ilinde üretilen halılar dünyanın birçok ülkesinde müşteri bulmaktadır. Başkent Ankara’ya yakınlığı Kapadokya bölgesinde olması, tarihi değerleri ve doğal güzellikleri bu güzel Anadolu kentini ayrıcalıklı kılmaktadır. Ecemiş Suyu, Ulu ırmak önemli akarsulardır.
    Niğde ilinin Merkez ilçe, Altunhisar, Bor, Çamardı, Çiftlik ve Ulukışla olmak üzere 6 ilçesi mevcuttur. Bor ilçesindeki organize deri sanayi, Çamardı ilçesindeki dağ evi ve Ulukışla ilçesindeki termal kaplıca turizmi Niğde ilinin ekonomik ve sosyal gelişimine önemli katkılar sağlamaktadır.

    İKLİMİ: Niğde ili karasal iklim kuşağındadır.Niğde ve yakın çevresinin iklim tipini belirlemek amacıyla uygulanan bütün formüller yörenin yari kurak iklim şartlarının etkisi altında kaldığını göstermektedir. Thorntwaite metoduna göre bölgede kış ve ilkbahar ayları haricinde büyük bir su noksanı tesbit edilmektedir. Yani yağışların yetersiz ve buharlaşmayı karşılamadığı, bunun bitkileri ve özellikle ziraat hayatı ile havzanın hidrolojik özelliklerini olumsuz olarak etkilediği görülmektedir.
    İLÇELER:
    Niğde ilinin ilçeleri; Altunhisar, Bor, Çamardı, Çiftlik ve Ulukışla' dır.
    Merkez İlçe :Niğde ilinin en büyük ilçesidir. Yüzölçümü 2.081 kilometrekare, rakımı 1.229 mt. Ve yerleşim birim sayısı 54’tür. Nüfusu 2000 nüfus sayımına göre 78.088 kişidir. 1923 yılında il olan Niğde bu gün yaklaşık 348.081 kişilik nüfusu, Üniversitesi ve gelişen sanayisi ile gelecek yıllar için daha da umutludur.
    Bor:Niğde'ye 15km uzaklıktadır. İlçe merkezinden Alaaddin Cami Karamanoğulları döneminden, Paşa ve Kale Camileri Osmanlı döneminden kalma önemli eserlerdir. Bor'a 5km uzaklıkta bulunan Tyana Ören Yeri Roma döneminin çok önemli yerleşim merkezlerinden biridir.
    Ulukışla: Ulukışla Aladağlar ve Bolkar Dağları'nın birleştiği ve güneye geçiş olanağı tanıdığı yerde, 17. Yy 'da kurulmuştur. İlçe merkezinde Osmanlı Dönemi eserleri olan Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Porsuk köyü yakınındaki geç Hitit ve Frig dönemi kalıntılarını barındıran Porsuk Höyük önemli örenlerdir. Ayrıca çok önemli çevre çekiciliklerine sahip Bolkar Dağlarının önemli bir kısmı Ulukışla'da bulunmaktadır. Niğde’ye 50 km. uzaklıktaki ilçenin merkez nüfusu 2000 nüfus sayımına göre 6.368 kişi, kırsal kesimle birlikte 32.928 kişidir. 1924 yılında ilçe olmuştur. Termal Kaplıca Turizmi ile ünlüdür. Toplam 700 yatak kapasitesine sahip otel ve apart otel hizmet vermektedir.
    Çamardı : Niğde’ye 70 km. uzaklıktaki ilçenin merkez nüfusu 2000 nüfus sayımına göre 4.086 kişi, kırsal nüfusuyla birlikte 20.302 kişidir. 1948 yılında Maden adıyla ilçe olmuştur. Türkiye’nin önemli dağcılık merkezlerinden biri de bu ilçededir. Aladağlar ve Boklarlar gibi dağ tırmanışlarının başlangıç noktasıdır. Ayrıca İlçede iki tane de dağcılık okulu bulunmaktadır. Burada konaklama imkanı da sağlanmıştır.
    Altunhisar:İlçeye bağlı Yeşilyurt Kasabası'ndaki Bizans Dönemi kilise ile Keçikalesi Köyü yakınındaki aynı adı taşıyan kale önemli eserlerdendir.
    Çiftlik:Niğde'ye yaklaşık 75 km olan bölgede Bizans Dönemi kaya yerleşimleri önemlidir. Ayrıca Narlıgöl ve Nar Vadisi görülmeye değer. Niğde’ye 65 km uzaklıktaki ilçenin merkez nüfusu 2000 nüfus sayımına göre 4.627 kişi, kırsal nüfusuyla birlikte 32.151 kişidir. 20.05.1990 tarihinde ilçe olmuştur.
    Coğrafya
    Niğde İç Anadolu Bölgesi'nin "Orta Kızılırmak" olarak adlandırılan kesiminde bulunmaktadır. Kapadokya Bölgesi içinde yer alan Niğde, Aksaray, Nevşehir, Kayseri, Adana, İçel ve Konya ileri ile çevrilidir.

    Deniz düzeyinden 1300 m yükseklikte bulunan ilin batı kesimi dalgalı düzlükler, kuzey, güney ve doğu kesimleri ise dağlık alanlarla kaplıdır. Güney ve güneydoğu sınırlarını Orta Torosların temelini oluşturan Bolkar Dağları çizmektedir.

    İç Anadolu Bölgesinin özelliğini taşıyan  karasal iklim Niğde'de de egemendir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve genellikle kar yağışlıdır.

    Tarihçe
    M.Ö. 3000 – 2000 yıllarını kapsayan Eski Tunç Devri'nde Niğde çevresinde önemli yerleşim birimlerinin olduğu yapılan arkeolojik kazı çalışmaları sonucunda anlaşılmıştır. Eski Hitit Dönemi olarak adlandırılan bu dönemden sonra Niğde, Frig, Pers, Büyük İskender, Roma, Bizans egemenliklerinde kalmıştır.

    Niğde yöresi daha sonra Selçukluların, Moğolların, Karamanoğullarının eline geçmiş, 1471 yılında da Osmanlı topraklarına katılmıştır.

    Yöre Mutfağı
    Niğde Mutfağı, değişik besinlerin tat vericilerle belirli yöntemlerle pişirilmesi ile kendine özgü bir karakter kazanmıştır. Niğde'nin özel yemekleri arasında Niğde tavası, pancar çorbası, kuskus pilavı, ditme, tirit, Niğde çanağı, papara, oğma çorbası, mangır çorbası sayılabilir. Özel tatlıları ise hüsmeni (güllü), halveter, köfter ve pekmezdir.
    NİĞDE’NİN BAZI ÖZEL TATLILARI'NIN TARİFLERİ
    Tatlı Havu (Höşmerim): Aynı havu gibi hazırlanır. Yalnız tuz yerine üstüne Şerbet halinde pekmezli su dökecen. onla pişecek.
    Tatlı Dürüm: Eskiden tandırlarda yufka ekmeği yapılırdı. Yufka ekmeği yapınca da komşulara tatlı dürüm göndermek Adettendi.özel kızartılmış yufta ufalanıp kırılır. Çeviz dövülür ve bu bir tasta pekmezle karıştırılır. Kırılmış yufkayla harmanlanır. Bu karışım. bazlamanın içine sarılıp dürüm yapılır. Bunlar dağıtılır.
    Zerde: Bir tencereye karenince su ve pirinç kay. Biraz pişince üzerine şerbetini ilave et. ağzının tadına göre. İyice pişinceye kadar kaynat. İyici soğuyunca yinir.
    Halvetler: İki kaşık yağda bir buçuk bardak unu çevir. Yarı şekerli ya da yarı pekmezli suyu (bir bardak) kavrulmuş unun üzerine döküp eze eze hiç durmadan pişmesini sağla. O zaten gaşşıa örülür.
    Yapmadan Dönme
    -2003 yılında Avrupa Müzesi olmaya aday olmuş ve dereceye girmiş Niğde Müzesini gezmeden,
    -Selçuklulardan kalma eşiz taş işçiliğine sahip Alaaddin Camii ve Taçlı Kadın Başını görmeden,
    -Türkiye’de Dağ Turizminin başkenti sayılan Aladağlar’da trekking yapmadan,
    -İnanç Turizmi açısından önemli bir yere sahip olan Gümüşler Örenyeri ve Manastırını ve Manastır’daki Gülümseyen Meryem freskini görmeden,
    -Niğde’nin Taş Fırınlarında pişen Tahinli Ekmeği’nden yemeden,
    -Meşhur Gazozundan içmeden,
    -Bağlarını gezmeden, Elmalarını yemeden,
    -Lezzetli Patatesinden tatmadan, 
    -Yaylalarında gezerken dağdan gelen soğuk suyundan içmeden,
    – Bolklar Dağlarında yaşayan ve dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz (Ranaholtzi) Ötmeyen Kurbağları görmeden,
    -Kayalık dağlarda yetişen rengarenk dağ çiçeklerinin fotoğrafını çekmeden,
    …..Dönmeyin.
     

    İlçeler:
    BOR, NİĞDE MERKEZ

  • Çankırı

     

                

     

    Tel Kodu: 376 – Araba Plaka Kodu: 18

    Çankırı 5 Gün Tahmin Hava Durumu

    Çankırı hava durumu

    Genel Bilgiler
    Yılın yarısında karlarla kaplı yüce dağları, topraklarının üçte birini kaplayan ormanları, kamp, karavan, yaya ve atlı yürüyüş, bisiklet, fotoğrafçılık ve avcılık gibi pek çok turizm çeşidine elverişli yaylaları, zengin termal kaynakları ve içmeleri, yüzyıllardır yaşatılan kültürel değerleri, sevecen insanları ve geleneksel konukseverliği ile doğayla baş başa kalmak ve şehir hayatından uzaklaşmak isteyenler için idealdir.
    İKLİM:
    İlde genelde İç Anadolu İklimi hüküm sürmektedir. Çankırı Merkez, Ilgaz ve Yapraklı İlçelerinde kışlar yağışlı ve soğuk, yazlar kurak ve sıcak geçer. Her mevsim yağış olmakla birlikte en çok kış ve baharda görülür. Yıllık ortalama sıcaklık 9-12 ºC civarındadır. Yıllık yağış miktarı 392-538 Kg/m² arasında değişmektedir. Çerkeş İlçesi’nde ise kışlar soğuk, yazlar serin geçer. En fazla yağış Yapraklı’da görülür.
    İl bazında görülen en yüksek ve en düşük sıcaklık değerleri 41.8 ve –30.7 ºC’dir. İlde en fazla donlu gün Çerkeş’te 137 gün olup, Ilgaz 87 gün ile donlu gün sayısı en az ilçedir. İlde karla örtülü gün sayısı 24-62 arasında değişmekte olup, en çok Yapraklı ilçesi’nde görülür.
    BİTKİ ÖRTÜSÜ VE DOĞAL HAYAT:
    Çankırı İlinde doğal bitki örtüsü üst florasını karaçam, sarıçam, ardıç, meşe, ladin ve köknar gibi orman ağaçları ile ahlat, kızılcık gibi meyve ağaçları teşkil eder. Alt florada ise hububat, yemlik ve yemeklik baklagiller ile deve dikeni, yumak, ayrık otu gibi bitkiler bulunur.
     
    Coğrafya
    İç Anadolu Bölgesinin kuzeyinde İç Anadolu ile Batı Karadeniz geçiş alanında bulunan Çankırı ilinin denizden yüksekliği 723 metredir. İlin kuzey sınırındaki dağlar aynı zamanda en yüksek kesimini teşkil eden Kuzey Anadolu dağlarının ikinci sırasındaki Ilgaz Dağlarıdır. İl sınırları içindeki akarsuların en büyüğü, aynı zamanda ülkemizin en uzun nehri olan Kızılırmak'tır.
    İlin ormanları başta Ilgaz ilçesi olmak üzere Eldivan, Elaman, Eğriova, Düvenlik, Işık Dağı, Ilısılık, Yapraklı, Sarıkaya, Karakaya ve Erikli dağları ve çevresindedir. İldeki bitki örtüsünün üst florasını oluşturan iğne yapraklı ağaçlar, özellikle karaçam, sarıçam, ardıç, meşe, ladin ve köknar gibi orman ağaçlarıyla ahlat ve kızılcık ağaçlarıdır. Ayrıca akarsular  boyunca söğüt ve kavak ağaçları ile zengin meyve bahçelerine rastlanmaktadır.
    İlde İç Anadolu Bölgesi'nin kara iklimi egemendir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçmektedir. En sıcak aylar Temmuz ve Ağustos, en soğuk aylar Ocak ve Şubat'tır.
    Tarihçe
    Çankırı'da Neolitik Devirden (M.Ö.7000-5000) bu yana kesintisiz bir yerleşimin varlığı bilinmektedir.
    Çankırı sırasıyla Hitit, Frig, Kimmer, Pers, Büyük İskender, Roma, Bizans, Selçuklu, Danişment, Candaroğlu ve Osmanlı dönemlerini yaşamıştır. Bizans Döneminde Germanikopolis ve Gangra, daha sonraları Kengri olarak adlandırılan İl, Cumhuriyet Döneminde Çankırı adını almıştır.
    Ne Yenir?
    Çankırı'nın yöresel yemekleri etli hamur(mantı), tarhana çorbası, gözleme, cızlama, güveç, pıhtı, harmandaşı, fit fit aşı, cevizli hamur, çeç böreği, mıhlama, keşkek, çalma, çekme helvası, baklava olarak sayılabilir.
    Hoşmerim
    Zeytinyağlı pırasa dolması
     
    Yapmadan Dönme
    Kış aylarında Doruk Mevkiinde kayak yapmadan,
    Ilgaz Dağı Milli Parkını görmeden,
    Çankırı Müzesini gezmeden,
    Dönmeyin…

    İlçeler:
    ATKARACALAR, ÇANKIRI MERKEZ, ÇERKEŞ, ELDİVAN, ILGAZ, KURŞUNLU

  • Yalova

     

               

    Tel Kodu: 226 – Araba Plaka Kodu: 77

    Yalova 5 Gün Tahmin Hava Durumu

    Yalova hava durumu

    Genel Bilgiler



    Yüzölçümü: 847 km² 

    Nüfusu: 181.758 (2007) 

    Nüfus Yoğunluğu: 215 

    Şehir Nüfusu: 122.075 (2007) 

    Köy Nüfusu: 59.683 (2007) 

    Yıllık Nüfus Artış Hızı: %22,13

    Yıllık Şehir Nüfus Artış Hızı: %12,54

    Yıllık Köy Nüfus Artış Hızı: %37,44 

    İl Trafik No: 77 

    İl Telefon Kodu: 226 

     

    Hakkında Bilgi



    Yalova' nın İlçeleri: Altınova, Armutlu, Çiftlikköy, Çınarcık ve Termal' dir.



    Coğrafyası: Yalova Türkiye' nin kuzeybatısında, Marmara Bölgesi' nin güneydoğu kesiminde yer almaktadır. İlin kuzeyinde ve batısında Marmara Denizi, doğusunda Kocaeli, güneyinde Bursa ve Gemlik körfezi yer almaktadır.



    Yalova doğu kıyılarındaki düzlükler dışında, dağlık bir araziye sahiptir. Yalova bölgesi, bölgenin güneyi, batıdan doğuya doğru İzmit, Sapanca arasında Kocaeli sıradağları ile birleşen samanlı dağları ile kaplanmış durumdadır. 



    İlin bitki örtüsünü makiler ve ormanlar oluşturmaktadır. Güneydeki dik yamaçlar tümüyle gür bir orman örtüsü ile kaplıdır. 



    İklimi: Yalova ili iklimi Akdeniz ve Karedeniz iklimleri arasında bir geçiş niteliği taşır. Kimi dönemlerde karasal iklim özelliklerini yansıtan Yalova' da yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve bol yağışlıdır.



    Tarihçesi: Yalova’ nın tarihi M.Ö. 3000 buluntuları ile Prehistorik döneme dayanmaktadır. M.Ö. 700 yıllarında Kimmer istilası ve daha sonra Bithynia etkisi görülür. Bithynia M.Ö. 74 yılında vasiyet yoluyla Roma' ya bağlanır. Daha sonra yörede Bizans etkisi görülür. Bizans hakimiyetinden sonra Osmanlı dönemi başlar. İstanbul' bağlı ilçe iken 1995 yılında il olmuştur.



    Ne Alınır: Yörede halı dokumacılığı özellikle Sugören köyünde oldukça önemli bir geçim kaynağıdır. Bu yüzden oldukça yaygın bir el sanatı olup burada dokunan ipek halılar İstanbul’ da ve Avrupa’ da bir çok alıcı bulmaktadır. Eskiden Yalova’ da yaygın olan semercilik de yok olmak üzeredir. Ayrıca ilde göğsü çam ağacından, gövdesi ıhlamur ağacından elde edilen “gumuz” denilen çalgı aleti bulunmaktadır.



    Yalova' ya nasıl gidilir?



    Karayolu: Yalova İli İstanbul-Kocaeli-Bursa İlleri arasında karayolu bağlantısıyla üçgenin kesişme noktasındadır. Yalova Terminali İl merkezindedir. Otogar Tel: (+90-226) 814 45 77 – 812 56 66 



    Denizyolu: Yalova' dan İstanbul Yenikapı, Kabataş, Bostancı ve Kartal iskeleleriyle karşılıklı ekspres ve deniz otobüsü bağlantılı olup, Topçular-Eskihisar arasında arabalı vapur seferleri yapılmaktadır. Deniz Otobüsleri: (+90-226) 812 04 99 Deniz İşletmeleri: (+90-226) 362 04 44 Arabalı Deniz Otobüsleri: (+90-226) 811 13 23 Topçular Arabalı Vapur İskelesi: (+90-226) 465 62 10

  • Sakarya

     

          
          
     

    Tel Kodu: 264 – Araba Plaka Kodu: 54

    Sakarya 5 Gün Tahmin Hava Durumu

    Sakarya hava durumu

     
    Genel Bilgiler
    Sakarya Marmara bölgesinde önemli bir turizm merkezidir. Karadeniz sahili boyunca uzanan geniş plajları başta olmak üzere gölleri, zengin orman ve yaylaları, vadi ve kanyonları, sıcak su ve içme suyu kaynakları Sakarya'nın sahip olduğu doğal değerleridir.
    İlçeler:
    Adapazarı (merkez), Akyazı, Ferizli, Geyve, Hendek, Karapürçek, Karasu, Kaynarca, Kocaali, Pamukova, Sapanca, Söğütlü, Taraklı.
     
    Coğrafya
    Marmara Bölgesi'nin kuzeydoğu bölümünde yer alır. Kendi adı ile anılan ovanın güneybatı kenarında kurulmuş olup, tarihi İstanbul – Anadolu yolunun Sakarya Irmağı'nı aştığı noktada bir köprü başı ve kavşak noktası konumuna sahiptir. İl toprakları idari açıdan doğudan Düzce ve Bolu'nun; Göynük, Mudurnu, Akçakoca, güneyden Bilecik'in Gölpazarı ve Osmaneli, batıdan ise Kocaeli'nin Kandıra, Merkez ve Gölcük İlçeleri, kuzeyden ise Karadeniz'den çevrilidir.
    İlin Merkezi olan Adapazarı Akova adıyla anılan düzlükte, Sakarya Havzası'nın aşağı kısmındadır. Doğudan Çam Dağı, güney ve güneydoğudan Samanlı Dağları, kuzeyden Karadeniz ile sınırlanan Sakarya İlinin Batıdan belirgin bir doğal sınırı yoktur. İlin   başlıca gölleri Sapanca, Taşkısığı, Poyrazlar, Akgöl, Gökçeören ve Acarlardır. Akarsuları159 km uzunluktaki Sakarya Nehri ile ona karışan Mudurnu Çayı ve Sapanca Gölü'nün ayağını teşkil eden Çark suyudur.
    Sakarya ili doğal bitki örtüsü bakımından oldukça zengindir. Kuzey Anadolu kıyı dağlarının uzantısı olan dağlar gür ormanlarla kaplıdır.
    Sakarya'nın iklimi hem Marmara Bölgesi iklimi hem de Karadeniz iklimi özelliklerini taşır. Kışlar bol yağışlı ve az soğuk, yazlar ise sıcak geçer.
    Yöre Mutfağı
    Yörede yaşayan halkın yiyecek kültürü; başta kentteki yaşam standartları ve ekonomik alanlarla yakından ilgilidir. Endüstriyel alanlarda çalışanlar -özellikle gelir düzeyi yüksek olanlar- arasında aperatif/hazır yiyeceklerin; tarımsal üretim alanlarında çalışanlarda, hamur işleri ve sebze yemeklerinin; göçer yaşam tarzında hayatlarını sürdüren topluluklarda ise, et ve hayvansal yiyeceklerin yoğun olarak tüketildiği görülmektedir. Ayrıca iklimin ve yörenin coğrafi özelliklerin de etkisiyle yöre yetişen ürün çeşitlilik göstermekte ve yiyecek kültürü de zenginleşmektedir.
    Sakarya yöresi beslenme alışkanlıklarında temel belirleyici özelliklerden biri de, içinde bulunulan alt kültür gruplarının kültürel yapısıdır. Yani Sakarya mutfağı ya da yemek kültürü denildiğinde, Sakarya’da yaşayan alt kültür gruplarındaki insanların beslenmesini sağlayan yiyecekler-içecekler, bunların hazırlanması, pişirilmesi, korunması; bu işlemler için gerekli araç-gereç ve teknikler ile yemek yeme adabı ve mutfak çevresinde gelişen tüm uygulamalar ve inanışlar anlaşılmalıdır.
    Ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi, Türk Kültürü açısından Sakarya mutfağındaki zenginlik; Orta Asya’dan, Balkanlardan, Kafkaslardan taşınan ve Anadolu topraklarında buluşan ürünlerin çeşitliliği ile uzun bir tarihsel süreç boyunca birbirinden farklı birçok kültürle yaşanan etkileşim sonucunda ortaya çıkmıştır. Geliştirilen yeni tatlar, yöre mutfak kültürünün bugüne gelmesini sağlamıştır. Genel olarak tahıl, çeşitli sebze ve bir miktar etle, sulu olarak hazırlanan yemek türleri, çorbalar, zeytinyağlılar ve hamur işleri ve kendiliğinden yetişen otlarla hazırlanan yemeklerden oluşan Sakarya Mutfağı; pekmez, yoğurt, bulgur vb. gibi kendine özgü sağlıklı yiyecek türlerini de ortaya çıkarmıştır. Yörede alt kültür grupları arasında farklı lezzetleri barındıran yeme-içme biçimleri, özel gün, kutlama, ve törenlere ayrı bir anlam ya da kutsallık taşımaktadır. Sakarya mutfağı, çeşit zenginliği ve damak tadına uygunluk yönünden olduğu kadar birçok yemek ve yiyecek türü ile sağlıklı ve dengeli beslenmeye kaynaklık edebilecek örnekleri barındırmaktadır.
     
    Yapmadan Dönme
    Sakarya Müzesini gezmeden 
    Cami, kale ve köprüleri görmeden 
    Sapanca gölüne gitmeden 
    Kuzuluk Kaplıcasına uğramadan
    Dönmeyin…

    İlçeler:
    AKYAZI, FERİZLİ, GEYVE, HENDEK, KARASU, KOCAALİ, SAKARYA MERKEZ, SAPANCA,